Ay yıldızlıların son dönemde aldığı sonuçlarla yarım kalan hikayesi, Sergen Yalçın’ın Beşiktaş’ta yarım kalan hikayesiyle tamamlanabilecek mi?
Bazen yeni bir başlangıç için her şeyin yolunda gitmesi gerekmez. Hatta çoğu zaman yeni bir sayfa, işler yolunda gitmediğinde açılır. Türk futbolunda bugün tam da böyle bir döneme giriyoruz.
A Milli Futbol Takımımız ve Sergen Yalçın birlikteliği Türk futbolunda yeni bir dönemin başlangıcı olacak Önümüzdeki iki karşılaşma, bu yeni hikayenin ilk cümlelerini yazacak.
Biraz Sevinç, Biraz Hayal Kırıklığı…
Bizim Çocuklar son yıllarda Türk futboluna yeniden heyecan kazandırmıştı. EURO 2024’te çeyrek finale yükselen, 24 yıl aradan sonra Dünya Kupası’na katılan ve tarihinde ilk kez UEFA Uluslar A Ligi’ne çıkan bir milli takımımız vardı. Ancak futbol, geçmişteki güzel günlerin hatırına bugünkü sonuçları görmezden gelmiyor. 2026 Dünya Kupası’nda grup aşamasını geçemeyen millilerimiz, ardından UEFA Uluslar Ligi’nde çıktığı dört karşılaşmayı da kaybetti.
Fransa karşısında 1-0, İtalya karşısında 4-1, Belçika karşısında 3-0 ve yeniden İtalya karşısında 3-1’lik yenilgiler… Dört maç, sıfır puan. Atılan iki gole karşılık yenilen on bir gol. Bir zamanlar Avrupa’nın güçlü takımlarına meydan okuyan Bizim Çocuklar, bu kez rakiplerinin puan hesabında fazlasıyla cömert davrandı. Elbette Fransa, İtalya ve Belçika gibi rakiplerle aynı grupta mücadele etmek kolay değil. Ancak zorlu rakipler karşısında kaybetmek başka, dört maç boyunca puan alamamak başka. Sonuçlar ve büyüyen hayal kırıklığı, değişimin kaçınılmaz hale geldiğini gösterdi. Sonunda Montella dönemi kapandı. Şimdi kulübede Türk futbolunun çok iyi tanıdığı bir isim var. Beşiktaş’ın Sergen’i, Türkiye’nin Hocası.
Türk futbolunda yalnızca adıyla bile birçok hatırayı canlandıran bir futbol insanı. Beşiktaş altyapısında başlayan kariyerinde, siyah beyazlı formayla Türk futbolunun en yetenekli oyuncularından biri oldu. Sahada bazen tek bir dokunuşla maçın kaderini değiştirebilen, oyunu herkesten farklı görebilen bir futbolcuydu. Kariyeri boyunca Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor formalarını giyerek dört büyük kulüpte oynayan ilk futbolcu unvanını kazandı.
Beşiktaş ile dört lig ve iki Türkiye Kupası, Galatasaray ile iki lig ve bir Türkiye Kupası şampiyonluğu yaşadı. Milli formayı 37 kez giydi, beş gol attı. 1996 ve 2000 Avrupa Şampiyonalarında Türkiye’yi temsil etti.
Ancak Beşiktaş tarihinde onun adını ayrı bir yere yazdıran başarı, teknik direktörlük döneminde geldi. 2020-2021 sezonunda siyah beyazlıları hem Süper Lig hem Türkiye Kupası şampiyonluğuna taşıdı. O sezon kazanılan çifte kupa, Beşiktaş tarihinin unutulmaz sayfalarından biri oldu. Üstelik Sergen Yalçın, Beşiktaş’ın Süper Lig tarihinde hem futbolcu hem teknik direktör olarak şampiyonluk yaşayan ilk ve tek isim olmayı başardı.
Böyle bir geçmiş kolay yazılmıyor. Fakat futbolun ilginç bir tarafı var. Dün sizi omuzlarda taşıyan tribünler, yarın sonuçlar kötü gittiğinde aynı coşkuyla hesap sorabiliyor. Sergen Yalçın’ın Beşiktaş’taki son dönemi de beklentilerin uzağında kaldı. Geçmişte kazanılan kupalar, bugünün sorunlarını çözmeye yetmedi. Şimdi önünde yeni bir fırsat var. Bu kez siyah beyazlı değil, ay yıldızlı bir forma için mücadele edecek. Ve belki de kariyerinin en önemli sınavına çıkacak.
Yeni dönemin ilk sınavı 12 Kasım’da İzmir’de oynanacak. Türkiye, Gürsel Aksel Stadyumu’nda Belçika’yı ağırlayacak. Ardından 15 Kasım’da Fransa deplasmanına çıkacak. Peki, bu iki karşılaşma neyi değiştirecek? Öncelikle Türkiye’nin UEFA Uluslar A Ligi’ndeki geleceğini. Dört maç sonunda Fransa 10, İtalya 7, Belçika 6 puanda. Türkiye ise henüz puanla tanışamadı. Bu tabloya göre ilk iki sıra artık ulaşılabilir değil. Ancak üçüncülük ihtimali tamamen ortadan kalkmış değil. Belçika karşısında alınacak bir galibiyet, bu ihtimali yaşatacak ilk adım olacak. Fakat bununla da iş bitmiyor. Türkiye’nin Fransa’yı da yenmesi, Belçika’nın İtalya’ya kaybetmesi ve ikili averaj hesabının lehimize sonuçlanması gerekiyor. Üçüncü sıraya yükselmek bile tek başına A Ligi’nde kalmayı garanti etmiyor. Diğer grupların sonuçlarına göre doğrudan ligde kalma veya play-off oynama ihtimalleri bulunuyor. Son sırada kalınması halinde ise A Ligi’nden düşme tehlikesi çok daha ciddi hale gelecek.
Sergen Yalçın’ın teknik direktörlük kariyerine baktığımızda, özellikle oyuncularıyla kurduğu iletişim ve hücum futboluna yaklaşımı dikkat çekiyor. Ancak milli takım çalıştırmak, kulüp takımı yönetmekten oldukça farklı. Kulüpte oyuncularınızla her gün çalışabilirsiniz. Milli takımda ise zaman sınırlıdır. Kısa süre içerisinde doğru kadroyu belirlemek, oyuncuların güçlü yönlerini kullanmak ve sahada ortak bir oyun anlayışı oluşturmak gerekir. Sergen Yalçın’ın önündeki ilk mesele de bu olacak. Türkiye’nin genç ve yetenekli futbolcu havuzundan en yüksek verimi alabilmek. Ancak burada önemli bir ayrıntı var. Bir takımın yalnızca yetenekli oyunculardan oluşması, iyi bir takım olduğu anlamına gelmez. Sahada birbirini tamamlayan, savunma ve hücum arasında denge kurabilen, zor anlarda dağılmayan bir yapıya ihtiyaç var. Bizim Çocuklar’ın son maçlarda en fazla aradığı şeylerden biri de bu dengeydi.
Belki de bu birlikteliğin en dikkat çekici tarafı burada. Sergen Yalçın’ın yeniden kendisini kanıtlamaya ihtiyacı var. Milli takımın ise yeniden kazanabileceğine inanmaya… Elbette puan da istiyoruz. Hatta dört maçlık mağlubiyet serisinden sonra biraz fazlasıyla istiyoruz. Ama önce yeniden bir takım olduğumuzu hatırlamamız gerekiyor.
Sergen Yalçın, milli takımın başına dört yıllık sözleşmeyle geldi. Hedefler arasında 2028 Avrupa Şampiyonası ve 2030 Dünya Kupası var. Ancak uzun vadeli hedefler koymak kadar, o hedeflere giden ilk adımı doğru atmak da önemli. Belçika ve Fransa maçları bütün sorunları bir anda çözmeyecek. İki galibiyet bile Türk futbolundaki yapısal eksiklikleri ortadan kaldırmayacak. Ama iyi bir başlangıç, kaybolmaya başlayan inancı geri getirebilir. Belki de bugün hem Sergen Yalçın’ın hem de Bizim Çocuklar’ın en fazla ihtiyacı olan şey bu. Geçmişteki başarıların gölgesinden çıkmak…
Kaynak Ömre Bedel Son Mühür
Kerim Küçük.
