18 yaşındaki İzmirli yüzücü Eda Savcıgil, okyanuslarda tarih yazıyor:’Köpek balığı var diyorlar, ne olacak!’

İzmir’de kulvarlarda başlayan yüzme serüvenini okyanus rekorlarıyla taçlandıran Yaşar Üniversitesi İşletme Fakültesi öğrencisi, 18 yaşındaki ultramaraton ve buz yüzücüsü Eda Savcıgil, dev dalgalar, zehirli denizanaları ve dondurucu sularla mücadelesini tüm ayrıntılarıyla 9 Eylül gazetesine anlattı. Sakatlığına, bozulan tekneye, dondurucu soğuklara ve finansal belirsizliklere rağmen tarih yazan genç sporcu, şimdiki hedefini ‘Okyanus Yedilisi’ni tamamlamak olarak açıkladı.

İzmir’de kulvarlarda başlayan yüzme serüvenini açık denizlere, ardından okyanuslara taşıyan 18 yaşındaki milli yüzücü Eda Savcıgil, spor dünyasında eşine az rastlanır bir başarı hikâyesine imza atıyor. İlk yarışını 28 Ekim 2023 tarihinde İzmir’de yüzen ve denizi keşfettikten sonra “Daha ne yapabilirim, nerelerde yüzebilirim?” merakıyla kendisini bir anda okyanuslarda bulduğunu belirten genç atlet, açık suyun hem spor yapmak hem de yeni yerler keşfetmek için harika bir alan olduğunu söyledi. Henüz lise çağlarındayken antrenman temposunu üniversite sınavı hazırlığıyla yöneten, şimdilerde ise Yaşar Üniversitesi’ndeki eğitimini okyanus geçişleriyle dengeleyen milli sporcu, kariyerinin tüm bilinmeyenlerini ve yaşadığı zorlukları paylaştı.

Hawaii’deki 41 kilometrelik Molokai Kanalı’nı 12 saat 41 dakikada geçerken köpek balıkları, zehirli denizanaları ve dev dalgalarla mücadele ettiğini aktaran Savcıgil, bu tehlikeli sulara girmeden önce zihinsel hazırlığın şart olduğunu ifade etti. Belli risklerin bilincinde olarak ve dua ederek suya girdiklerini belirten genç sporcu, Prof. Dr. Rıdvan Ekmekçi ile mental süreçleri yürüttüklerini, sağlıklı bir şekilde bitirmesinde çok istemenin ve şansın da rol oynadığını kaydetti. Parkurda kendisini en çok zorlayan anın bitişe yaklaşmak fakat bitirememek olduğunu vurgulayan milli yüzücü, “Görüyorsunuz, bitiriş artık yakında diyorsunuz. Son bir saat diyorsunuz ama o son bir saat asla bir saat olmuyor” diyerek karaya yakınlaşmanın insanı zihinsel olarak daha çok zorladığını dile getirdi.

Karadan kilometrelerce uzakta saatlerce yüzerken hiç sıkılmadığını ve zihnen teslim olmadığı sürece gücün tükenmeyeceğini savunan Savcıgil, “Bütün olumsuzluklara rağmen çok güzel bir yüzüş gerçekleştirdim” ifadelerini kullanarak tek amacının parkuru hızlıca bitirmek olduğunu söyledi.

Finlandiya’daki dondurucu buzlu sudan çıktığında ellerini hissetmeyecek ve gözlüğünü dahi çıkaramayacak duruma geldiğini hatırlatan Eda Savcıgil, bu acıya rağmen spora neden devam ettiğini tek kelimeyle açıkladı: Mutluluk.

Açık sudaki ilk yarışının kar yağışı altında geçtiği 100 metre kurbağalama olduğunu belirten genç atlet, o gün sudan çıktığında ellerini hissetmediğini, gözlüğünü çıkaramadığını ve yüzerken ağzının donduğunu dile getirdi. Buna rağmen erteksi gün tekrar havuza girmek istediğini aktaran milli yüzücü, “Bence zaten bir şeye devam edebilmenin püf noktası da keyif almak” sözleriyle tutkusunun kaynağını özetledi.

İtalya’daki 28 kilometrelik Capri-Napoli yarışından önce omzundan sakatlandığını ve yarıştan bir gün önce birisinin kendisine bu parkurda balinalar ile vatozlar olduğunu söylediğini aktaran Savcıgil, tüm aksiliklere rağmen kulvara çıktığını ifade etti. Favori İtalyan rakiplerinin önünde lider başladığı yarışta kılavuz teknesinin motorunun bozulduğunu, deniz tutması nedeniyle istifra ettiğini ve son bir kilometrede kolundaki sıkıntı yüzünden tek kolla yüzmek zorunda kaldığını kaydetti.

Tüm bu aksiliklere rağmen 9 saat 3 dakikalık derecesiyle kadın ve erkek tüm rakiplerini geride bırakarak genel klasman birincisi olan Savcıgil, Capri-Napoli parkurunu solo tamamlayan ilk Türk sporcu unvanını elde etti. Bu başarının kendisine çok güzel kapılar açtığını ve ülkesine şampiyonluk getirdiğini vurgulayan milli yüzücü, “Bence bir şeylerde en ya da ilk olmanın da güzelliği bu. Gelecek nesillere, benden küçüklere belki de örnek olabilmek” şeklinde konuştu.

Okyanuslardaki tehlikeli geçişler öncesinde ailesiyle yaşadığı diyalogları da paylaşan genç sporcu, Katar yarışı öncesinde babasına bu riskleri ve endişelerini sorduğunu belirtti. Babasının kendisine “İstemiyorsan girme. Korkuyorsan girme, yapmak istemiyorsan yapma ama sen yapmak istediğin için buradasın ve biz seni destekliyoruz” cevabını verdiğini aktaran Savcıgil, ailesinin kendisine sonsuz bir güven duyduğunu dile getirdi.

Gençliğini ve üniversite hayatını yaşarken büyük fedakârlıklar yaptığına dikkat çeken milli yüzücü, son iki yarışı için üniversite başladıktan bir hafta sonra Amerika’ya gitmek zorunda kaldığını ve bir aylık ders sürecini kaçırdığını söyledi. Vize haftası öncesinde hem dersleri hem de antrenmanları dengede tutmaya çalıştığını ifade eden Savcıgil, “Sosyal hayat tabii ki bir noktada kısıtlanıyor ama yüzmeyi tercih ettiğim için bazı şeylere mutluyum” diyerek zamanını doğru bölüştürdüğünü ekledi.

Okyanus geçişlerinin dev bütçeler gerektirdiğine işaret eden genç yüzücü, başlangıçta tüm finansal süreçleri ailesinin karşıladığını, başarılar geldikçe sponsor desteğinin arttığını belirtti. Ancak organizasyon maliyetleri nedeniyle yarış öncesinde büyük belirsizlikler yaşandığını gizlemeyen milli atlet, İtalya’ya gitmeden bir gece önce uçak biletinin alınabildiğini bildirdi.

Son Molokai yarışında da benzer bir bütçe krizini 13’ü akşamı yaşadığını dile getiren Savcıgil, “Fotoğraf çekileyim mi, yüzeceğimi duyurayım mı, duyurmayayım mı? Bütün bu bilinmezlikle ve sıkıntıyla ben baş ettim” sözleriyle yaşadığı psikolojik baskıyı vurguladı. Bütçelerin bazen borçlanarak tamamlandığını kaydeden sporcu, daha büyük hedeflere yürüyebilmek için daha fazla sponsor desteğine ihtiyaç duyduklarını ekledi.

Mentörü Prof. Dr. Rıdvan Ekmekçi ile çalışmaya başladıktan sonra en büyük korkularını geride bıraktığını ifade eden Eda Savcıgil, çocukken balıklar var diye sörf tahtasından denize inmeyen, tek başına yüzmeyen ve denizanası gördüğünde kaçan biri olduğunu itiraf etti. Mental çalışmalar sonrası bu durumu tamamen aştığını belirten milli atlet, “Artık denizanalarına parmağımla dokunuyorum. Köpek balığı var diyorlar, ‘Ne olacak’ deyip yarışıyorum artık okyanusta” ifadelerini kullandı.

Bu sporun kendisine sabırlı olmayı, disiplini ve belirsizlikler karşısında her şeyin çözülebileceğine inanmayı öğrettiğini sözlerine ekledi.

Okyanus Yedilisi’ni tamamlayan ilk Türk olan Bengisu Avcı’nın mentörlüğünde antrenmanlarına devam eden Yaşar Üniversitesi öğrencisi Eda Savcıgil, antrenman imkanları ve spor kültürüne dair şu değerlendirmeyi yaptı:

“İzmir’de antrenman yapacak havuz bulmak, uygun saatlerde kulvar alabilmek gerçekten zor. Kesinlikle daha fazla tesis gerekiyor. Ülkemizde futbol her zaman daha ön planda. Biz Türk gençleri ve kadınları olarak diğer branşları başardıkça göz önüne çıkarmaya çalışıyoruz. Umuyorum ki gelecekte biz de futbol kadar değer, ilgi ve destek görebiliriz.”

Okyanus Yedilisi yolculuğunda emin adımlarla ilerleyen 18 yaşındaki kulaç, hem üniversite derslerini hem de yoğun antrenman temposunu dengede tutarak Ay-Yıldızlı bayrağı çok daha büyük hedeflere taşımakta kararlı.

Kerim Küçük.

Ziraat Türkiye Kupası 4.Tur Kura Çekimi Saat Değişikliği Yaptı

4 Kasım 2026 Çarşamba günü saat 14.00’te yapılması planlanan Ziraat Türkiye Kupası 4. Turu Kura Çekimi, Yarıya Kalan 3.Tur Fethiyespor – Eyüpspor Maçı tamamlanmasını müteakip gerekli düzenlemelerin yapılabilmesi amacıyla aynı gün saat 15.30’a Alındığı Duyurdu.

Kerim Küçük.

İzmir Körfezi’nde Cumhuriyet coşkusu: 103 mil yarıştılar!

İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde düzenlenen “103’üncü Yıl 103 Mil Cumhuriyet Kupası Yat Yarışları” tamamlandı. Çeşme’den başlayıp Yeni Foça üzerinden İzmir Körfezi’ne uzanan organizasyonda tekneler üç etapta toplam 103 mil yol katetti. Cumhuriyet Bayramı’nda düzenlenen son etap ve Cumhuriyet Korteji, Körfez’de renkli görüntüler oluşturdu. Yarışlarda dereceye giren takımlara ödülleri törenle verildi.

İzmir, Cumhuriyet’in 103’üncü yıl dönümü kutlamaları kapsamında deniz sporlarının önemli organizasyonlarından birine ev sahipliği yaptı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde, Türkiye Yelken Federasyonu ve Ege Açık Yat Kulübü iş birliğiyle düzenlenen “103’üncü Yıl 103 Mil Cumhuriyet Kupası Yat Yarışları” sona erdi.

Deniz tutkunlarını bir araya getiren organizasyonda yarışmacılar, üç etap boyunca mücadele etti. Çeşme’den başlayan ve Yeni Foça üzerinden İzmir’e uzanan yarışlar, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda İzmir Körfezi’nde gerçekleştirilen son etapla tamamlandı. Organizasyon boyunca Körfez’de yelken açan tekneler, izleyenlere görsel şölen sundu.

Yarışların ardından farklı kategorilerde dereceye giren takımlar için İzmir Marina’da ödül töreni düzenlendi.

CUMHURİYET BAYRAMI’NDA KÖRFEZ’DE YELKEN COŞKUSU

Yarışların ilk etabı, 24 Ekim’de Çeşme’den start aldı. Tekneler, belirlenen parkurda mücadele ederek Yeni Foça’ya ulaştı. 25 Ekim’de gerçekleştirilen ikinci etapta ise Yeni Foça’dan hareket eden yatlar, İzmir Marina’ya doğru yol aldı.

Organizasyonun son etabı, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda İzmir Körfezi’nde gerçekleştirildi. İzmir Marina’dan hareket eden tekneler, Göztepe, Karantina ve Konak rotasını izledi. Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla oluşturulan Cumhuriyet Korteji ile kıyı boyunca vatandaşları selamlayan ekipler, İzmir Körfezi’nde renkli görüntülere imza attı.

Kortejin ardından yatlar, organizasyonun üçüncü ve son etabında mücadele etti. Üç etap sonunda tekneler toplam 103 mil yol katetti. Cumhuriyet’in 103’üncü yılına ithafen düzenlenen yarışlar, spor ve bayram coşkusunu denizde buluşturdu.

“104’ÜNCÜ YIL DÖNÜMÜNDE YENİDEN BULUŞALIM”

İzmir Büyükşehir Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Dairesi Başkanı Berkhan Alptekin, İzmir Marina’da düzenlenen ödül töreninde yaptığı konuşmada, Cumhuriyet Bayramı kapsamında kent genelinde birçok spor etkinliği gerçekleştirdiklerini belirtti.

103 mil yat yarışlarının bu etkinlikler arasında ayrı bir yere sahip olduğunu ifade eden Alptekin, organizasyonun sorunsuz şekilde tamamlanmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Alptekin, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Cumhuriyetimizin 103’üncü yılını kutladığımız bugün, İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak birçok spor etkinliği düzenledik. Bunların belki de en anlamlılarından biri 103 mil yat yarışlarımızdı. Yarışları yakından takip ettik ve çok güzel geçti. Herhangi bir aksilik yaşanmadan tamamlanmasından büyük mutluluk duyduk. Yarışlara katılan tüm sporculara teşekkür ediyorum. Cumhuriyetimizin 103’üncü yılını sizlerle birlikte kutlamaktan onur duyduk. Dilerim gelecek yıl, Cumhuriyetimizin 104’üncü yıl dönümünde daha büyük yarışlarda yeniden bir araya geliriz. Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.”

CUMHURİYET KUPASI’NDA DERECEYE GİRENLER BELLİ OLDU

Üç etap boyunca süren mücadelelerin ardından farklı kategorilerde dereceye giren takımlar da belli oldu. ORC A1 kategorisinde Minni birinciliği elde ederken Joy Lemon ikinci, Zamazingo üçüncü sırada yer aldı.

ORC A2 kategorisinde Lady Sun birinci oldu. Griffin-Delphi Sailing Team ikinci, Hit-Yelken Okulu ise üçüncü sırayı aldı.

ORC B1 kategorisinde Vinsome birincilik kürsüsüne çıkarken Caki ikinci, Callista üçüncü oldu. ORC B2 kategorisinde ise Beer 2 birinci, Momo ikinci, Yelken İzmir üçüncü sırada yer aldı. Destek kategorisinde Kalp takımı birinciliği kazandı.

Dereceye giren takımlara ödülleri, İzmir Marina’da gerçekleştirilen törenle takdim edildi.

ÜÇ ETAPTA TOPLAM 103 MİL KATEDİLDİ

Cumhuriyet’in 103’üncü yılına özel olarak düzenlenen yat yarışları, belirlenen parkurlar boyunca sporcuların mücadelesine sahne oldu. Çeşme, Yeni Foça ve İzmir Körfezi’ni kapsayan organizasyonda ekipler, üç etapta toplam 103 mil yol aldı.

Cumhuriyet Bayramı’nda gerçekleştirilen son etapla birlikte tamamlanan yarışlar, İzmir’in deniz sporları alanındaki etkinliklerine de katkı sundu. Cumhuriyet Korteji ile Körfez kıyısındaki vatandaşları selamlayan yatlar, 29 Ekim kutlamalarına denizden eşlik etti.

Organizasyon, dereceye giren sporcuların ödüllendirilmesiyle sona erdi.

Kerim Küçük.

Altay’da Salih’ten profesyonel imza

Altay, sol bek Salih Oktay ile 2 yıllık profesyonel sözleşme imzaladı.

Nesine 3’üncü Lig 2’nci Grup ekiplerinden Altay, sol bek Salih Oktay ile 2 yıllık profesyonel sözleşme imzaladı. Siyah-beyazlı kulübün altyapısında yetişen 22 yaşındaki savunmacı, A takım formasını ilk kez 18 Ekim 2022’de kupada Efeler 09 karşısında giydi. Trendyol 1’inci Lig’de ilk defa 10 Mayıs 2024’te Ankara Keçiörengücü deplasmanında şans bulan Salih, 2024-25 sezonunda Nesine 2’nci Lig’de 17 müsabakada görev yaptı.

Geçen sezon sadece 1 Ziraat Türkiye Kupası maçında şans bulan genç defans oyuncusu, bahis soruşturmasında aldığı ceza nedeniyle sezonu erken kapatmıştı. Bu sezon profesyonel olan Salih Oktay, hem sol kanat hem de sol bek olarak görev yaparken; 7 müsabakada 1 gol kaydetti. Altay’da A takımda şans bulan Mehmet Kaymaz, Anıl, Efe Pehlivan, Nurullah, Sani, Ahmet, Özay, Emirhan, Kemal, Baran, Barış, Enes gibi gençler amatör lisansla mücadele ediyor.

Kerim Küçük.

Altınordu altyapısından milli takıma

Türkiye’nin ve İzmir’in köklü spor kulüplerinden Altınordu’nun Öz Kaynak Sistemi (ÖKS) oyuncularından Yusuf Sivaslıoğlu ve Kuzey Yıldız, U17 Mil Takımımızın 11-17 Kasım tarihleri arasında Trabzon’da oynayacağı 2026/27 UEFA Avrupa U17 Şampiyonası Elemeleri 1. Tur maçları aday kadrosuna davet edildi.

Türkiye, 2026/27 UEFA Avrupa U17 Şampiyonası Elemeleri 1. Turu’nda 11. Grup’ta Kuzey Makedonya, Macaristan ve San Marino ile mücadele edecek. Milli Takımımızın yer aldığı 11. Grup’ta maçlar 11-14-17 Kasım 2026 tarihlerinde Trabzon’da oynanacak. İzmir’in güzide takımlarından Altınordu, yetiştirici kimliğiyle dikkat çekiyor. Kendi öz kaynaklarından sürdürülebilir altyapı modeliyle dikkat çeken kırmızı-lacivertliler, milli takımlara ve Trendyol Süper lig takımlarına oyuncu göndermeye devam ediyor.

İzmir temsilcisi Altınordu’nun altyapısından yetişen Yusuf Sivaslıoğlu ve Kuzey Yıldız, U17 milli takımımızda forma giyecek. Sol kanat pozisyonunda görev alan Kuzey Yıldız, Galatasaray formasında giyiyor. Altınordu altyapısından sarı-kırmızılılara transfer olan genç oyuncunun performansı merak ediliyor.Sağ bek pozisyonunda görev alan Yusuf Sivaslıoğlu aynı şekilde Altınordu’dan sarı-kırmızılılara transfer oldu.

Kerim Küçük.

Günün Yazısı:İKİ YARIM BİR TAM

Ay yıldızlıların son dönemde aldığı sonuçlarla yarım kalan hikayesi, Sergen Yalçın’ın Beşiktaş’ta yarım kalan hikayesiyle tamamlanabilecek mi?

Bazen yeni bir başlangıç için her şeyin yolunda gitmesi gerekmez. Hatta çoğu zaman yeni bir sayfa, işler yolunda gitmediğinde açılır. Türk futbolunda bugün tam da böyle bir döneme giriyoruz.

A Milli Futbol Takımımız ve Sergen Yalçın birlikteliği Türk futbolunda yeni bir dönemin başlangıcı olacak Önümüzdeki iki karşılaşma, bu yeni hikayenin ilk cümlelerini yazacak.

Biraz Sevinç, Biraz Hayal Kırıklığı…

Bizim Çocuklar son yıllarda Türk futboluna yeniden heyecan kazandırmıştı. EURO 2024’te çeyrek finale yükselen, 24 yıl aradan sonra Dünya Kupası’na katılan ve tarihinde ilk kez UEFA Uluslar A Ligi’ne çıkan bir milli takımımız vardı. Ancak futbol, geçmişteki güzel günlerin hatırına bugünkü sonuçları görmezden gelmiyor. 2026 Dünya Kupası’nda grup aşamasını geçemeyen millilerimiz, ardından UEFA Uluslar Ligi’nde çıktığı dört karşılaşmayı da kaybetti.

Fransa karşısında 1-0, İtalya karşısında 4-1, Belçika karşısında 3-0 ve yeniden İtalya karşısında 3-1’lik yenilgiler… Dört maç, sıfır puan. Atılan iki gole karşılık yenilen on bir gol. Bir zamanlar Avrupa’nın güçlü takımlarına meydan okuyan Bizim Çocuklar, bu kez rakiplerinin puan hesabında fazlasıyla cömert davrandı. Elbette Fransa, İtalya ve Belçika gibi rakiplerle aynı grupta mücadele etmek kolay değil. Ancak zorlu rakipler karşısında kaybetmek başka, dört maç boyunca puan alamamak başka. Sonuçlar ve büyüyen hayal kırıklığı, değişimin kaçınılmaz hale geldiğini gösterdi. Sonunda Montella dönemi kapandı. Şimdi kulübede Türk futbolunun çok iyi tanıdığı bir isim var. Beşiktaş’ın Sergen’i, Türkiye’nin Hocası.

Türk futbolunda yalnızca adıyla bile birçok hatırayı canlandıran bir futbol insanı. Beşiktaş altyapısında başlayan kariyerinde, siyah beyazlı formayla Türk futbolunun en yetenekli oyuncularından biri oldu. Sahada bazen tek bir dokunuşla maçın kaderini değiştirebilen, oyunu herkesten farklı görebilen bir futbolcuydu. Kariyeri boyunca Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor formalarını giyerek dört büyük kulüpte oynayan ilk futbolcu unvanını kazandı.

Beşiktaş ile dört lig ve iki Türkiye Kupası, Galatasaray ile iki lig ve bir Türkiye Kupası şampiyonluğu yaşadı. Milli formayı 37 kez giydi, beş gol attı. 1996 ve 2000 Avrupa Şampiyonalarında Türkiye’yi temsil etti.

Ancak Beşiktaş tarihinde onun adını ayrı bir yere yazdıran başarı, teknik direktörlük döneminde geldi. 2020-2021 sezonunda siyah beyazlıları hem Süper Lig hem Türkiye Kupası şampiyonluğuna taşıdı. O sezon kazanılan çifte kupa, Beşiktaş tarihinin unutulmaz sayfalarından biri oldu. Üstelik Sergen Yalçın, Beşiktaş’ın Süper Lig tarihinde hem futbolcu hem teknik direktör olarak şampiyonluk yaşayan ilk ve tek isim olmayı başardı.

Böyle bir geçmiş kolay yazılmıyor. Fakat futbolun ilginç bir tarafı var. Dün sizi omuzlarda taşıyan tribünler, yarın sonuçlar kötü gittiğinde aynı coşkuyla hesap sorabiliyor. Sergen Yalçın’ın Beşiktaş’taki son dönemi de beklentilerin uzağında kaldı. Geçmişte kazanılan kupalar, bugünün sorunlarını çözmeye yetmedi. Şimdi önünde yeni bir fırsat var. Bu kez siyah beyazlı değil, ay yıldızlı bir forma için mücadele edecek. Ve belki de kariyerinin en önemli sınavına çıkacak.

Yeni dönemin ilk sınavı 12 Kasım’da İzmir’de oynanacak. Türkiye, Gürsel Aksel Stadyumu’nda Belçika’yı ağırlayacak. Ardından 15 Kasım’da Fransa deplasmanına çıkacak. Peki, bu iki karşılaşma neyi değiştirecek? Öncelikle Türkiye’nin UEFA Uluslar A Ligi’ndeki geleceğini. Dört maç sonunda Fransa 10, İtalya 7, Belçika 6 puanda. Türkiye ise henüz puanla tanışamadı. Bu tabloya göre ilk iki sıra artık ulaşılabilir değil. Ancak üçüncülük ihtimali tamamen ortadan kalkmış değil. Belçika karşısında alınacak bir galibiyet, bu ihtimali yaşatacak ilk adım olacak. Fakat bununla da iş bitmiyor. Türkiye’nin Fransa’yı da yenmesi, Belçika’nın İtalya’ya kaybetmesi ve ikili averaj hesabının lehimize sonuçlanması gerekiyor. Üçüncü sıraya yükselmek bile tek başına A Ligi’nde kalmayı garanti etmiyor. Diğer grupların sonuçlarına göre doğrudan ligde kalma veya play-off oynama ihtimalleri bulunuyor. Son sırada kalınması halinde ise A Ligi’nden düşme tehlikesi çok daha ciddi hale gelecek.

Sergen Yalçın’ın teknik direktörlük kariyerine baktığımızda, özellikle oyuncularıyla kurduğu iletişim ve hücum futboluna yaklaşımı dikkat çekiyor. Ancak milli takım çalıştırmak, kulüp takımı yönetmekten oldukça farklı. Kulüpte oyuncularınızla her gün çalışabilirsiniz. Milli takımda ise zaman sınırlıdır. Kısa süre içerisinde doğru kadroyu belirlemek, oyuncuların güçlü yönlerini kullanmak ve sahada ortak bir oyun anlayışı oluşturmak gerekir. Sergen Yalçın’ın önündeki ilk mesele de bu olacak. Türkiye’nin genç ve yetenekli futbolcu havuzundan en yüksek verimi alabilmek. Ancak burada önemli bir ayrıntı var. Bir takımın yalnızca yetenekli oyunculardan oluşması, iyi bir takım olduğu anlamına gelmez. Sahada birbirini tamamlayan, savunma ve hücum arasında denge kurabilen, zor anlarda dağılmayan bir yapıya ihtiyaç var. Bizim Çocuklar’ın son maçlarda en fazla aradığı şeylerden biri de bu dengeydi.

Belki de bu birlikteliğin en dikkat çekici tarafı burada. Sergen Yalçın’ın yeniden kendisini kanıtlamaya ihtiyacı var. Milli takımın ise yeniden kazanabileceğine inanmaya… Elbette puan da istiyoruz. Hatta dört maçlık mağlubiyet serisinden sonra biraz fazlasıyla istiyoruz. Ama önce yeniden bir takım olduğumuzu hatırlamamız gerekiyor.

Sergen Yalçın, milli takımın başına dört yıllık sözleşmeyle geldi. Hedefler arasında 2028 Avrupa Şampiyonası ve 2030 Dünya Kupası var. Ancak uzun vadeli hedefler koymak kadar, o hedeflere giden ilk adımı doğru atmak da önemli. Belçika ve Fransa maçları bütün sorunları bir anda çözmeyecek. İki galibiyet bile Türk futbolundaki yapısal eksiklikleri ortadan kaldırmayacak. Ama iyi bir başlangıç, kaybolmaya başlayan inancı geri getirebilir. Belki de bugün hem Sergen Yalçın’ın hem de Bizim Çocuklar’ın en fazla ihtiyacı olan şey bu. Geçmişteki başarıların gölgesinden çıkmak…

Kaynak Ömre Bedel Son Mühür

Kerim Küçük.

Ziraat Türkiye Kupası’nda İzmir Derbisi İhtimali

Ziraat Türkiye Kupası 3. tur mücadelesinde Karşıyaka, sahasında ağırladığı Boluspor’u 3-1 mağlup ederek adını 4. tura yazdırdı. Bu galibiyetin ardından turnuvadaki potansiyel eşleşmeler netleşmeye başladı.

Karşıyaka-Göztepe Eşleşme İhtimali Yüzde 3.7

Karşıyaka’nın tur atlamasıyla birlikte futbolseverlerin yıllardır beklediği İzmir derbisi ihtimali doğdu. 4. tur kura çekiminde Karşıyaka ile Göztepe’nin eşleşme olasılığı %3.7 olarak açıklandı.

Kura Çekimi 4 Kasım’da

Ziraat Türkiye Kupası 4. tur kura çekimi 4 Kasım tarihinde gerçekleştirilecek.

Kerim Küçük.

İzmirli Doğa’dan gümüş madalya

İzmir Büyükşehir Belediyespor artistik buz pateni sporcusu Doğa Güner, Ümitler Gordion Kupası’nda Türkiye ikincisi olarak gümüş madalya kazandı ve milli takım aday kadrosuna seçildi.

22-25 Ekim tarihlerinde Ankara Çayyolu Spor Salonu’nda düzenlenen Artistik Buz Pateni Ümitler Gordion Kupası’na 31 kulüpten 126 sporcu katıldı. Basic Novice 1 kadınlar kategorisinde mücadele eden İzmirli sporcu Doğa Güner, Türkiye genelinde ikinci sırayı alarak gümüş madalyanın sahibi oldu. Güner, elde ettiği puanla milli takım barajını da geçerek milli takım aday kadrosuna seçildi. İzmir Büyükşehir Belediyespor, olimpik branşlarda başarıdan başarıya koşuyor. Elde ettiği başarılarla İzmir’in gururu olan sporcular, göz kamaştırıyor. İzmir Büyükşehir Belediyespor sporcularından Deniz Alan, Eftalia Muşlu ve İpek Kara da organizasyonda İzmir’i temsil etti. İzmir Büyükşehir Belediyespor Kulüp Başkanı Berkhan Alptekin, “Sporcularımızı ve antrenörlerimizi kutluyor, başarılarının devamını diliyoruz. Bütün sporcularımızla gurur duyuyoruz” dedi.

Kerim Küçük.

Aliağalı şampiyon yüzücü Cumhuriyet Bayramı’nda açık denizde yüzecek

Aliağa Belediyesi Özel Gereksinimli Bireyler Yüzme Kursu öğrencisi Kaan Vural, kazandığı 10 madalyanın ardından açık deniz yüzücülüğüne adım atıyor. Şampiyon yüzücü, Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri kapsamında Urla’da düzenlenecek etkinliğe katılacak

Aliağa Belediyesi Özel Gereksinimli Bireyler Yüzme Kursu öğrencisi Kaan Vural, havuzda elde ettiği başarıların ardından açık deniz yüzücülüğüne adım atmaya hazırlanıyor. Bölge şampiyonalarında kazandığı 6 birincilik ve 4 ikincilikle toplam 10 madalyaya ulaşan Kaan, yeni hedefleri doğrultusunda çalışmalarını sürdürüyor. Kaan Vural, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri kapsamında Open Water Türkiye topluluğunun davetiyle Urla’da düzenlenecek açık deniz yüzme etkinliğine katılacak. Etkinlik öncesinde Aliağa Belediye Başkanı Serkan Acar’ı makamında ziyaret eden genç yüzücü, yüzme alanındaki başarılarını ve gelecek hedeflerini paylaştı.

Aliağa Belediye Başkanı Serkan Acar, Kaan Vural’ı makamında ağırlayarak genç yüzücünün sportif başarıları ve açık deniz yüzücülüğüne uzanan gelişim süreci hakkında bilgi aldı. Kaan’ın azmi ve kararlılığından duyduğu memnuniyeti dile getiren Acar, özel gereksinimli bireylerin yeteneklerini geliştirmelerine ve sportif faaliyetlerde kendilerini göstermelerine olanak sağlayan çalışmaların önemine dikkat çekti. Kaan’ın açık denizde de önemli başarılara imza atacağına inandığını belirten Başkan Acar, genç yüzücünün hayallerini gerçekleştirmesi ve hedeflerine ulaşması için her zaman yanında olduklarını ifade etti.

Aliağa Belediyesi Özel Eğitim Antrenörü Mazlum Yılmaz, Kaan Vural ile çalışmaya başladıklarında önceliklerinin onun suya alışmasını ve suda rahatlamasını sağlamak olduğunu belirtti. Süreç içerisinde Kaan’ın yüzme yeteneğini keşfettiklerini anlatan Yılmaz, “Kaan ilk geldiğinde hedefimiz suda rahatlamasını sağlamaktı. Bunun yanında serbest stil yüzmeyi öğrenebilir mi diye düşündük. Zamanla bu soruların cevaplarını almaya başladık. Kaan durmadan yüzmeye başladı. Ne kadar yüzebileceğini merak ettik. Ancak Kaan, biz dur diyene kadar yüzmeye devam etti. Gösterdiği gelişim ve ilk açık deniz etkinliğine katılacak olması bizi çok heyecanlandırıyor. Kaan’ın bu alanda da kendini geliştirerek yeni başarılara imza atacağına inanıyoruz” diye aktardı.

Kaan Vural’ın gelişim sürecinde çevrelerinden gördükleri desteğin kendileri için çok değerli olduğunu vurgulayan Mazlum Yılmaz, Aliağa Belediyesinin sunduğu imkanlara dikkat çekti. Yılmaz, “Bize bu fırsatları sundukları için başta Aliağa Belediye Başkanımız Serkan Acar olmak üzere emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum.” diye konuştu. Havuzda kazandığı 10 madalyayla dikkat çeken Kaan Vural, şimdi de Urla’da katılacağı açık deniz yüzme etkinliğiyle yeni bir deneyim yaşamaya hazırlanıyor.

Kerim Küçük.

İzmirli ultra maratoncu Tuğçe Karakaya’nın yeni hedefi Güney Afrika’da madalya!

Kapadokya’da 119 kilometrelik parkuru 12 saat 13 dakikada tamamlayarak rekor kıran İzmirli ultra maratoncu Tuğçe Karakaya, Hüseyin Demir ile Fair Play programında yaşadığı zorlukları ve yeni hedefini anlattı. Karakaya, 2026 yılının son yarışında Güney Afrika’nın Cape Town kentinde madalya için koşacak. İzmirli sporcu, yeni hedefi Güney Afrika. İzmirli sporcu, doğa koşularına duyduğu tutkuyu ve kendisine eşlik eden köpeği Patika ile hikayesini Son Mühür TV’de paylaştı.

13. Salomon Cappadocia Ultra-Trail yarışında, 119 kilometrelik parkurda rekor kırarak birinci olan İzmirli sporcu Tuğçe Karakaya, Hüseyin Demir ile Fair Play programının konuğu oldu. Dünyanın en prestijli dağ koşularında elde ettiği madalyalarla ülkemizin büyük gururu olan Karakaya, canlı yayında özel açıklamalarda bulundu. Yeni hedefinin Güney Afrika’da Cape Town’da madalya olduğunu belirten İzmirli sporcu, sınırları aşarak pes etmeden özgürce koştuğunu söyledi. Karakaya, doğanın eşsiz güzelliğinde, büyüleyici atmosferinde koşmanın mutluluğunu anlattı.

13. Salomon Cappadocia Ultra-Trail’de rekor kırarak İzmir’in gururu olan Tuğçe Karakaya, “Spor kariyerimin en uzun mesafesi 119 km oldu. Daha çok deneyim için yarışmaya katılmıştım, 12 saat 13 dakikada koşarak parkur rekoru kırdım. 2029 yılındaki rekoru egale ettim. Türk bir sporcu olarak rekor kırarak yarışı tamamlamak mutluluk verici. Yarışma bittiğinde gözyaşlarımı tutamadım. Bitiş çizgisinde o coşkuyu ve heyecanı görmek beni çok duygulandırdığı için büyük gurur duydum” diye konuştu.

Yüksek irtifada zor parkurlarda koştuğunu belirten İzmirli sporcu Tuğçe Karakaya, “Patika koşusu diye geçen trail’de doğanın içinde koşuyoruz. Daha çok engebeli, zor parkurlarda koşuyoruz. Yüksek irtifada koşarak taşlı, engebeli zor parkurlar oluyor. Ultra maraton 42 km sonrası oluyor. Ben daha çok orta mesafede yarışıyordum. Son bir buçuk yıldır 42 ile 63 km arasında koşuyordum. 100 km ve ileri seviyede yeni koşmaya başladım” şeklinde konuştu.

Pes etmeden her zaman özgürce koştuğunu vurgulayan İzmirli sporcu Tuğçe Karakaya, “Fiziksel ve mental olarak mücadele veriyorsunuz. Yarış için bir beslenme stratejinizin olması gerekiyor. Normal bir patika koşucusunun strateji olması lazım. Her sporunun beslenme stratejisi farklı oluyor. İşin mental kısmı çok önemli. Yarışta hiçbir zaman pes etmeden ısrarla, inatla ve özgürce koştum” dedi.

İzmirli sporcu Tuğçe Karakaya, “Düzenli bir şekilde antrenman yapmanız gerekiyor. Beslenme, sosyal hayat gibi birçok faktöre dikkat etmeniz lazım. 6 ayda bir kan tahlili yaparak ek gıda ve vitamin kullanıyorum. Bir hedefle yola devam edince başarılara ulaşıyorsunuz” dedi.

Sakatlıktan sonra sahalara geri dönüşünün zor olduğunu söyleyen ultra maraton koşucusu Tuğçe Karakaya, “2013 yılında bisiklet antrenmanında sakatlık yaşadım. Milli triatlon sporcusu olarak ülkemizi temsil ettim. Milli takım döneminde geçirdiğim kazada belimde bir sorun yaşadım. Doktorlar, koşmanın zor olduğunu, ambulansla yarışa devam edeceğimi söylediler. 5 yıl boyunca spor yapamadım. Daha sonra toparlanarak tekrardan yarış ortamına girdim. Geçmişte bir başarıya sahip olarak tekrar yarışınca keyif aldım. Bu süreç hiç kolay olmadı. Sürekli doktorlara giderek kontrol oldum. Sponsorluk teklifiyle üç yıl boyunca patika koşularına devam ettim” ifadelerini kullandı.

Hedefinin Güney Afrika’da madalya olduğunu söyleyen Tuğçe Karakaya, “Yarış takvimim her yıl belli oluyor. Kapadokya yarışından sonra Güney Afrika’da Cape Town’da yarışım olacak. 55 km 2800 yükseklikte bir yarış olacak. Heyecanlıyım umarım güzel geçer. 2026 yılının son yarışı olacak. Elimden gelenin en iyisini yaparak derece almak istiyorum. Umarım benim günüm olur ve ülkemize güzel bir şekilde geride dönerim” ifadelerini kullandı.

Can dostu patika ile dağlarda özgürce koştuğunu belirten Karakaya, “Köpeğim, patikayı üç yıl öncesinde bir doğa koşusunda peşime takıldı ve bana hep eşlik etti. Büyük sorumluluk gerektiren patikayı sahiplendim. Av köpeği olan patika ile doğada tutkuyla, keyifle koşuyoruz. O da benimle birlikte koşuyor. Benim hayatımda çok önemli bir yeri var. Bana her zaman şans ve uğur getirdi. Büyük bir motivasyon kaynağı oluyor. Koşmayı seven patikayı antrenmanlarıma eşlik ettiği için mutlu oluyorum” şeklinde konuştu.

Karakaya, “Ultra maraton koşuları her geçen gün daha da yaygınlaşıyor. Yarışlar arttıkça insanlar bunun keyfini çıkarıyor. Yeni yarışlar oldukça inşalar hedef geliştiriyor. Doğa’da olmak muazzam bir şey… Tutkunuzun peşinden koşmaya devam edin” diye sözlerini sonlandırdı.

Kerim Küçük.