Türk Futbolunun Çarpık Düzeni: Üstü Paris, Altı Somali!
Ülke olarak ekonomik olarak tarihin en zorlu virajlarından birinden geçiyoruz. Enflasyon bel büküyor, geçim sıkıntısı her evin baş köşesinde oturuyor, tasarruf tedbirleri havada uçuşuyor. Ancak ne hikmetse, bu ülkenin havasından mıdır suyundan mıdır bilinmez, futbol dünyasına adım attığınız an ekonomik kriz bir anda buharlaşıyor!
Özellikle Üç İstanbul takımı söz konusu olduğunda, her yaz karşımıza çıkan o astronomik transfer bütçelerini, milyon euroluk kontratları hayretler içinde izliyoruz. Peki, Avrupa’da kayda değer hiçbir başarımız yokken, kulüplerin gelirleri (yayın hakları, biletler, mağaza satışları) ortadayken bu değirmenin suyu nereden geliyor? Bu harcanan paralar gerçek mi, yoksa geleceğimizi ipotek altına alan devasa bir hayal mi?
Gelin, Türk futbolunun bu akılalmaz tezatlığını dürüstçe konuşalım.
Geliri TL, Gideri Euro Olan Bir İllüzyon
Dünyanın hiçbir rasyonel ekonomisinde böyle bir matematik bulamazsınız. Naklen yayın gelirleri her yıl eriyen, tribün gelirleri TL bazında olan kulüplerimiz; yaşını başını almış, Avrupa’da misyonunu tamamlamış yıldızlara yıllık 5-10 milyon Euro garanti ücretler dağıtıyor.
Avrupa sahnesinde Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final, yarı final göremiyorsun, kupaları müzene getiremiyorsun; yani ortada o parayı amorti edecek bir “başarı geliri” yok. O zaman bu harcanan paralar nereden geliyor? Sponsorların gizli fonlarından mı, bankalar birliği yapılandırmalarından mı, yoksa “benden sonrası tufan” diyen popülist yönetimlerin kulübün sırtına yüklediği hayali borçlardan mı? Bu tam anlamıyla günü kurtarma çılgınlığıdır.
Yukarıda bu pembe dizi oynanırken, kafanızı biraz aşağıya, alt liglere çevirdiğinizde karşılaştığınız manzara tam bir trajedi. Süper Lig’in alt sıraları, 2. Lig ve 3. Lig kulüpleri adeta hayatta kalma savaşı veriyor.
Aylarca maaşını, primini alamayan, ev kirasını ödeyemeyen alt lig futbolcuları,
Malzeme eksikliğinden idmana çıkamayan, deplasman otobüsünün yakıtını taraftarın topladığı kulüpler,
Ve tüm bu imkansızlıklar içinde, sırf iki hafta üst üste maç kaybetti diye faturası kesilip tazminatsız kapının önüne konan, harcanan teknik direktörler…
Yukarıda bir oyuncunun menajerlik ücretine verilen parayla, aşağıda koca bir ligin bir yıllık bütçesi dönüyor. Bu sadece bir futbol sorunu değil, bu çok ciddi bir sosyal adalet sorunudur.
Peki kulüpleri bu akılalmaz duruma ne itiyor? Cevap basit:Sosyal medya baskısı ve popülizm. Yönetimler, taraftarın sosyal medya üzerinden kurduğu “Transfer nerede?” baskısına direnemiyor. Koltuğu kaybetme korkusu, kulübün geleceğini kaybetme korkusunun önüne geçiyor.
Havalimanında meşale yakıp şov yapmak, mali genel kurulda borç açıklarken terlemekten daha kolay geliyor. Ama unutulmamalı ki; o parıltılı uçaklar havalimanına inerken, alt liglerde futbolun fabrikası, yani altyapılar ve Anadolu kulüpleri sessizce can çekişiyor.
Son Söz:Bu Değirmen Elbet Duracak
Futbolu sadece Üç İstanbul takımının transfer şovundan ibaret sananlar büyük bir yanılgı içinde. Kökü kurumuş, alt ligleri enkaz haline gelmiş bir futbol ağacının tepesinde taze meyve yetişmez.
Yukarıda harcanan o akılalmaz paralar, Türk futbolunu kurtarmıyor; aksine aradaki uçurumu derinleştirip sistemi tamamen çürütüyor. Biz bugün o milyon euroluk transferlerle avunurken, aslında Türk futbolunun cenaze namazına harç taşıyoruz. Artık uyanma ve bu çarpık düzene “dur” deme vakti geldi de geçiyor.
Kaynak Taner Otlak Bülten İzmir
Kerim Küçük.