Günün Yazısı:İzmir’i ayağa kaldırma zamanı

Yıllardır spor yazarı olarak bu şehrin stadyumlarında çok hikayeye, çok zafere ve maalesef çok acıya da tanıklık ettim. Toprak sahalardan modern mabetlere evrilen bu futbol yolculuğunda, bugün İzmir’in yaşadığı tabloyu izlerken içim sızlıyor.

İZVAK’ın (İzmir Spor Kulüpleri Birliği Vakfı) İzmir Ekonomi Üniversitesi iş birliğiyle hazırladığı ve masaya koyduğu “İzmir Kulüpleri, Sorunlar ve Öneriler” raporu, sadece spor sayfalarını ilgilendiren bir bülten değil; bu kentin hafızasına, ekonomisine ve ortak geleceğine çekilmiş son derece kritik bir alarm zilidir.

Bugün dönüp baktığımızda karşımızda acı ama gerçek bir tablo var: Göztepe kurumsal yapısıyla ligde parıl parıl parlarken, Altınordu profesyonel liglerden çekilme kararı almış, Karşıyaka yılların borç yüküyle boğuşmakta, Altay ve diğer köklü armalarımız ayakta kalma mücadelesi vermektedir.
Peki, sorun sadece “üç beş başkanın hatası” veya “kasa borçları” mı? Asla! Rapor da zaten bu sığ bakış açısını darmadağın ediyor.

Futbol, üç direk arasından ibaret değil…Dünyanın gelişmiş spor kentlerine bakın: Barcelona’dan Bilbao’ya, Manchester’dan Porto’ya kadar hiçbir şehir, kulüplerini sadece “maç kazanan sportif organizasyonlar” olarak görmez. Kulüpler; şehir ekonomisinin, turizmin, istihdamın, gençlik politikalarının ve uluslararası marka değerinin ana motorudur.

Biz ise yıllarca kulüpleri kapı kapı dolaşıp “bağış dilenen”, günü kurtarmaya çalışan yapılar olarak konumlandırdık.
İZVAK’ın raporunda kanıtlandığı üzere; İzmir futbolu doğru kurgulandığında kente her yıl yüz milyonlarca avroluk katma değer üretebilecek devasa bir potansiyele sahip. Ama ne yazık ki bu potansiyel, şehir vizyonunun hep dışına itilmiş durumda.

İzmir’in sahip olduğu o çok kulüplü yapı, Göztepe’siyle, Karşıyaka’sıyla, Altay’ıyla, Altınordu’suyla, Bucaspor’uyla, Menemen’iyle ve diğer tüm renkleriyle aslında Türkiye’de başka hiçbir şehirde olmayan eşsiz bir zenginliktir.

Biz bu rekabeti yanlış okuyup birbirimizi tüketiyoruz. Oysa Manchester, City ve United rekabetiyle nasıl küresel bir marka oluyorsa, İzmir de bu çok sesli futbol kültürüyle Akdeniz’in parlayan yıldızı olabilir. Yeter ki rekabeti düşmanlık zemininden çıkarıp “ortak akıl” zeminine taşıyalım.
Çözüm Ne? Onu da İZVAK raporunda sunmuş. Günü kurtaran yamalı bohçalar, tükenen fedakarlıklar devri kapanmıştır. Artık sistem kurma zamanıdır. Raporun altını çizdiği çözüm yolları gayet net ve hayatidir:

İş dünyası artık kulüplere sadece maç sonu sponsor olan değil; dijitalleşmeden veri yönetimine, yönetim danışmanlığından ortak yatırımlara kadar her alanda “stratejik ortak” olmalıdır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi ve yerel dinamikler öncülüğünde bir ‘‘Spor Turizmi Ofisi’’ acilen kurulmalı; kulüpler, kentin turizm ve tanıtım takviminin merkezine yerleştirilmelidir.

Karşıyaka Stadı’nın tamamlanması ve tesisleşme hamleleri artık ertelenemez bir kamu iradesi gerektirir.

Başkanların iki dudağı arasında, kişilere endeksli yönetim modellerinden vazgeçilmeli; üniversitelerle (bilgi ekonomisiyle) entegre olmuş, şeffaf, sürdürülebilir kurumsal yapılara geçilmelidir.

Sözün özü; kulüpler kazanırsa İzmir kazanır…

Bu rapor bir kriz bildirisi değil, Körfez’in çocuklarına ve geleceğine bırakacağımız spor kültürünün manifestosudur.

Eğer bugün el ele vermezsek; kaybeden sadece futbol takımları olmayacak; İzmir’in asırlık hafızası, esnafı, turizmi, gençliği ve ortak aidiyet duygusu kayba uğrayacaktır.

Gün; kavga etme, eski defterleri karıştırma günü değil. Gün; İzmir’in renklerine omuz verme, Körfez’in ışığını yeniden yakma günüdür. Tarih, bu çağrıya kulak verenleri haklı yazacaktır!

Kaynak Mehmet Demirtaş 9 Eylül Gazetesi

Kerim Küçük.