İzmir’de kulvarlarda başlayan yüzme serüvenini okyanus rekorlarıyla taçlandıran Yaşar Üniversitesi İşletme Fakültesi öğrencisi, 18 yaşındaki ultramaraton ve buz yüzücüsü Eda Savcıgil, dev dalgalar, zehirli denizanaları ve dondurucu sularla mücadelesini tüm ayrıntılarıyla 9 Eylül gazetesine anlattı. Sakatlığına, bozulan tekneye, dondurucu soğuklara ve finansal belirsizliklere rağmen tarih yazan genç sporcu, şimdiki hedefini ‘Okyanus Yedilisi’ni tamamlamak olarak açıkladı.
İzmir’de kulvarlarda başlayan yüzme serüvenini açık denizlere, ardından okyanuslara taşıyan 18 yaşındaki milli yüzücü Eda Savcıgil, spor dünyasında eşine az rastlanır bir başarı hikâyesine imza atıyor. İlk yarışını 28 Ekim 2023 tarihinde İzmir’de yüzen ve denizi keşfettikten sonra “Daha ne yapabilirim, nerelerde yüzebilirim?” merakıyla kendisini bir anda okyanuslarda bulduğunu belirten genç atlet, açık suyun hem spor yapmak hem de yeni yerler keşfetmek için harika bir alan olduğunu söyledi. Henüz lise çağlarındayken antrenman temposunu üniversite sınavı hazırlığıyla yöneten, şimdilerde ise Yaşar Üniversitesi’ndeki eğitimini okyanus geçişleriyle dengeleyen milli sporcu, kariyerinin tüm bilinmeyenlerini ve yaşadığı zorlukları paylaştı.
Hawaii’deki 41 kilometrelik Molokai Kanalı’nı 12 saat 41 dakikada geçerken köpek balıkları, zehirli denizanaları ve dev dalgalarla mücadele ettiğini aktaran Savcıgil, bu tehlikeli sulara girmeden önce zihinsel hazırlığın şart olduğunu ifade etti. Belli risklerin bilincinde olarak ve dua ederek suya girdiklerini belirten genç sporcu, Prof. Dr. Rıdvan Ekmekçi ile mental süreçleri yürüttüklerini, sağlıklı bir şekilde bitirmesinde çok istemenin ve şansın da rol oynadığını kaydetti. Parkurda kendisini en çok zorlayan anın bitişe yaklaşmak fakat bitirememek olduğunu vurgulayan milli yüzücü, “Görüyorsunuz, bitiriş artık yakında diyorsunuz. Son bir saat diyorsunuz ama o son bir saat asla bir saat olmuyor” diyerek karaya yakınlaşmanın insanı zihinsel olarak daha çok zorladığını dile getirdi.
Karadan kilometrelerce uzakta saatlerce yüzerken hiç sıkılmadığını ve zihnen teslim olmadığı sürece gücün tükenmeyeceğini savunan Savcıgil, “Bütün olumsuzluklara rağmen çok güzel bir yüzüş gerçekleştirdim” ifadelerini kullanarak tek amacının parkuru hızlıca bitirmek olduğunu söyledi.
Finlandiya’daki dondurucu buzlu sudan çıktığında ellerini hissetmeyecek ve gözlüğünü dahi çıkaramayacak duruma geldiğini hatırlatan Eda Savcıgil, bu acıya rağmen spora neden devam ettiğini tek kelimeyle açıkladı: Mutluluk.
Açık sudaki ilk yarışının kar yağışı altında geçtiği 100 metre kurbağalama olduğunu belirten genç atlet, o gün sudan çıktığında ellerini hissetmediğini, gözlüğünü çıkaramadığını ve yüzerken ağzının donduğunu dile getirdi. Buna rağmen erteksi gün tekrar havuza girmek istediğini aktaran milli yüzücü, “Bence zaten bir şeye devam edebilmenin püf noktası da keyif almak” sözleriyle tutkusunun kaynağını özetledi.
İtalya’daki 28 kilometrelik Capri-Napoli yarışından önce omzundan sakatlandığını ve yarıştan bir gün önce birisinin kendisine bu parkurda balinalar ile vatozlar olduğunu söylediğini aktaran Savcıgil, tüm aksiliklere rağmen kulvara çıktığını ifade etti. Favori İtalyan rakiplerinin önünde lider başladığı yarışta kılavuz teknesinin motorunun bozulduğunu, deniz tutması nedeniyle istifra ettiğini ve son bir kilometrede kolundaki sıkıntı yüzünden tek kolla yüzmek zorunda kaldığını kaydetti.
Tüm bu aksiliklere rağmen 9 saat 3 dakikalık derecesiyle kadın ve erkek tüm rakiplerini geride bırakarak genel klasman birincisi olan Savcıgil, Capri-Napoli parkurunu solo tamamlayan ilk Türk sporcu unvanını elde etti. Bu başarının kendisine çok güzel kapılar açtığını ve ülkesine şampiyonluk getirdiğini vurgulayan milli yüzücü, “Bence bir şeylerde en ya da ilk olmanın da güzelliği bu. Gelecek nesillere, benden küçüklere belki de örnek olabilmek” şeklinde konuştu.
Okyanuslardaki tehlikeli geçişler öncesinde ailesiyle yaşadığı diyalogları da paylaşan genç sporcu, Katar yarışı öncesinde babasına bu riskleri ve endişelerini sorduğunu belirtti. Babasının kendisine “İstemiyorsan girme. Korkuyorsan girme, yapmak istemiyorsan yapma ama sen yapmak istediğin için buradasın ve biz seni destekliyoruz” cevabını verdiğini aktaran Savcıgil, ailesinin kendisine sonsuz bir güven duyduğunu dile getirdi.
Gençliğini ve üniversite hayatını yaşarken büyük fedakârlıklar yaptığına dikkat çeken milli yüzücü, son iki yarışı için üniversite başladıktan bir hafta sonra Amerika’ya gitmek zorunda kaldığını ve bir aylık ders sürecini kaçırdığını söyledi. Vize haftası öncesinde hem dersleri hem de antrenmanları dengede tutmaya çalıştığını ifade eden Savcıgil, “Sosyal hayat tabii ki bir noktada kısıtlanıyor ama yüzmeyi tercih ettiğim için bazı şeylere mutluyum” diyerek zamanını doğru bölüştürdüğünü ekledi.
Okyanus geçişlerinin dev bütçeler gerektirdiğine işaret eden genç yüzücü, başlangıçta tüm finansal süreçleri ailesinin karşıladığını, başarılar geldikçe sponsor desteğinin arttığını belirtti. Ancak organizasyon maliyetleri nedeniyle yarış öncesinde büyük belirsizlikler yaşandığını gizlemeyen milli atlet, İtalya’ya gitmeden bir gece önce uçak biletinin alınabildiğini bildirdi.
Son Molokai yarışında da benzer bir bütçe krizini 13’ü akşamı yaşadığını dile getiren Savcıgil, “Fotoğraf çekileyim mi, yüzeceğimi duyurayım mı, duyurmayayım mı? Bütün bu bilinmezlikle ve sıkıntıyla ben baş ettim” sözleriyle yaşadığı psikolojik baskıyı vurguladı. Bütçelerin bazen borçlanarak tamamlandığını kaydeden sporcu, daha büyük hedeflere yürüyebilmek için daha fazla sponsor desteğine ihtiyaç duyduklarını ekledi.
Mentörü Prof. Dr. Rıdvan Ekmekçi ile çalışmaya başladıktan sonra en büyük korkularını geride bıraktığını ifade eden Eda Savcıgil, çocukken balıklar var diye sörf tahtasından denize inmeyen, tek başına yüzmeyen ve denizanası gördüğünde kaçan biri olduğunu itiraf etti. Mental çalışmalar sonrası bu durumu tamamen aştığını belirten milli atlet, “Artık denizanalarına parmağımla dokunuyorum. Köpek balığı var diyorlar, ‘Ne olacak’ deyip yarışıyorum artık okyanusta” ifadelerini kullandı.
Bu sporun kendisine sabırlı olmayı, disiplini ve belirsizlikler karşısında her şeyin çözülebileceğine inanmayı öğrettiğini sözlerine ekledi.
Okyanus Yedilisi’ni tamamlayan ilk Türk olan Bengisu Avcı’nın mentörlüğünde antrenmanlarına devam eden Yaşar Üniversitesi öğrencisi Eda Savcıgil, antrenman imkanları ve spor kültürüne dair şu değerlendirmeyi yaptı:
“İzmir’de antrenman yapacak havuz bulmak, uygun saatlerde kulvar alabilmek gerçekten zor. Kesinlikle daha fazla tesis gerekiyor. Ülkemizde futbol her zaman daha ön planda. Biz Türk gençleri ve kadınları olarak diğer branşları başardıkça göz önüne çıkarmaya çalışıyoruz. Umuyorum ki gelecekte biz de futbol kadar değer, ilgi ve destek görebiliriz.”
Okyanus Yedilisi yolculuğunda emin adımlarla ilerleyen 18 yaşındaki kulaç, hem üniversite derslerini hem de yoğun antrenman temposunu dengede tutarak Ay-Yıldızlı bayrağı çok daha büyük hedeflere taşımakta kararlı.
Kerim Küçük.