Günün Yazısı:Spor Kenti İzmir

Zamanımızın en popüler müsabaka sporu futbol şüphesiz. Ansiklobedik bilgiye göre, ilk kez M.Ö. 200 -300 yıllarında Çin’de cuju (Çince tekmelemek demek) tekme topu adı altında, askeri eğitimin bir parçası olarak, bu günkü futbola benzer bir oyun oynandığı kayıt altına alınmış. Cuju bu günkü futbola benzetilse de, aslında basketbol, futbol, voleybol karışımı bir oyun olduğu antik bilgiler arasında.

Ming hanedanı zamanında ( 1368-1644 ) cuju, bizde ikinci Abdülhamit döneminde olduğu gibi yasaklanıyor. Çin’de çok uzun yıllar unutulup giderken, bizde ise ikinci meşrutiyetin (1908 ) serbestisi ile tekrar oynanmaya başlıyor.

Osmanlı döneminde, Türkiye’de ilk kez futbol, İzmir’de Bornova’da 1877 yılında oynandığı, 1890’lı yıllara gelindiğinde ise Türklere yasak olması nedeni ile Giraud, Whittal, Charnaud vs. gibi levanten ailelerinin öncülüğünde turnuvalar düzenlendiği bilinmektedir. Hatta Bornova ordu evi karşısında “Türkiye’de ilk futbol oyunu 1877 yılında burada oynanmıştır” ibaresi ile bir futbolcu heykeli bile vardır.

Böylece modern zamanlarda 1848’de İngiltere’de dünyada ilk kez futbol oynanmasından 29 yıl sonra İngiliz ailelerce futbol Türkiye’ye de ilk kez İzmir’imizden girmiş oluyor.

İzmir’in ilk futbol antrenörü La Fontain, 1889’da İstanbul’a giderek orada futbolu yine İstanbul’daki yabancılarla organize etmeye çalışıyor, dediğim gibi 1908’e kadar Türklerin futbol oynaması yasak. Hatta İstanbul’da kurulan ilk futbol kulübü “Black Stocking” İngilizce ismiyle yabancı kulüp görüntüsünde 1899 (bir söyleme göre 1901) yılında kuruluyor, ancak ömrü 3 – 4 ay oluyor, tekrar padişah ikinci Abdülhamit tarafından kapatılıyor. 

Daha sonraları 1905’de Galatasaray, 1907’de Fenerbahçe, 1910’da Beşiktaş, 1912’de Karşıyaka, 1914’de Altay, 1923’de Altınordu, 1925’de Göztepe, 1928’de Buca spor kulüpleri kuruluyor. 1923’de de Türkiye Futbol Federasyonu oluşturuluyor.

1930’lu yıllarda üç kulübün üç büyük futbolcusu unutulmazlar arasında; Altınordulu Sait, Altaylı Vahap, Göztepeli Fuat. Hatta 1934’de soyadı kanunu çıkınca bu üç futbolcu kulüplerinin ismini soyadı olarak almışlardır.

Üç haftadır köşe yazılarım İzmir’de – Türkiye’de sporun özelliklede en popüleri futbolun geçmişi konusunda (bu yazı da) oldu. 2021’de APİKAM’ın hazırlığını ve projesini yaptığı, ancak kovid pandemisi nedeni ile proje aşamasında kalan, çok emek verilmiş bir projeyi anımsamam bu konuda yazmamın nedeniydi.

“Kent ve spor” konseptli bu proje için kentimizden sergilenmeye değer bin 500’den fazla obje de toplanmıştı. Öğrendiğime göre toplanan bu objeler, maalesef proje yapılmadığı için sahiplerine iade edilmiş. Ancak böylesi bir proje yeniden yapılırsa obje sahipleri bunları tekrar APİKAM’a vereceklerini ifade etmiş. Bu objelerin sahipleri biliniyor, hatta bunları bugün daha da arttırmak mümkün olacaktır.

Bu objeler, İzmir’imiz, spor dünyası için çok önemli objeler. Örneğin Vahap Özaltay’ın Türk futbol tarihinde bir dönüm noktası olabilecek “futbol nasıl oynanır” el yazması kitabı, modern futbolu öğreten ve bu konuya kuramsal yaklaşan ilk kitap olduğu ifade ediliyor. Çok çeşitli orijinal fotoğraflar, kupalar, 1968 ilk Federasyon Kupası, at yarışlarından kırbaç ve kupalar, fuar kupaları, Akdeniz Oyunları’nın orijinal bayrakları vs. vs. 

Ayrıca spor kulüplerimizin kendi müzelerinde sergiledikleri birçok obje “kent ve spor” konseptli bir müzede sergilenmesi ve tüm halkımızın beğenisine sunulması kentimizin bir başarısı olacaktır.

İzmir Kalkınma Ajansı’mızın bu tür sosyal projelere de kaynak ayırabilecek olması, kaynak sıkıntısı problemini çözebilecektir.

İZVAK ve kentin diğer spor dinamiklerinin ticaret, sanayi odalarımızın destekleri ve İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün organizasyonu ile bu projenin gerçekleşmemesi için hiçbir neden yoktur.

Spor müzemiz için uygun bir bina bulunduğu takdirde ve İzmir Büyükşehir Belediyemizin bu projeyi benimseyip kucaklaması ile “un var, yağ var, şeker var” bir tek helvayı yapıp İzmirliye, ülkemize sunmak kalıyor.

Ne dersiniz İzmirli hemşehrilerim?

Kaynak Enver Olgunsoy 9 Eylül Gazetesi

Kerim Küçük.

Günün Yazısı:İzmir, spor müzesini istiyor

Levant’ın yıldızı, ilklerin şehri İzmir için, sayın Günver Güneş “modern sporların İzmir’e girişi” isimli kitabında şöyle diyor;

“İzmir’de yaşayan insanlar hangi topluma mensup olursa olsun genelde çok rahat ve sakin bir yaşam sürdürmüşlerdir. Bu birlikteliğin ve kültürel zenginliğin sonucu İzmir tüm Osmanlı şehirlerinin en batılısı en moderni olarak yükselirken birçok sosyal, siyasal ve kültürel etkinliğe de öncülük etmiştir. O yüzden modern sporların ilk kez imparatorluk içinde bu şehirde görülmesi yadırganmamalı, sürpriz sayılmamalıdır.”

Ve sonra da kitabında İzmir’imizin ilklerinden, Osmanlıya ilk kez gelen modern sporların nasıl İzmir’de öncelikle Levantenler, Ermeniler, Rumlar tarafından, sonra da Türkler tarafından düzenlenen yarışmalarla ülkemize girdiğinden söz ediyor. 1850–1922 yılları arasındaki spor etkinliklerinden söz ediyor.

*

Sporla yakın tarihimizle ilgilenenlere bu kitabı önerirken, İstanbul’un İzmir kıskançlığını bir kez daha gözler önüne serildiğini, modern sporların ilk görüldüğü şehir İzmir olmasına rağmen, nasılda İstanbul’a mal edilmek istendiğini hayretle göreceklerdir.

Örneğin Osmanlı imparatorluğunun, çeşitli kentleri içinde at yarışları etkinliklerinin başlaması şerefi İzmir’imize aittir. 1840’lı yıllarda belli bir program olmaksızın başlayan at yarışlarının, resmi olarak ilk kez 1849 yılında Sultan Abdülmecid’in İzmir ziyareti sırasında programlı olarak İzmirli Levanten ailelerce yapıldığı kayıtlarda vardır. Hatta Sultan Abdülmecid ecnebilerin arasında neden Türkler de yok diye kızarak, her sene İzmir koşuları için hazineden kaynak aktarılmasını sağlamış, mevcut at yarış programlarına “Sultan koşusu” adı altında bu koşu da ilave edilmiştir. Sultan koşusu Osmanlı hanedanlığının kaldırıldığı tarihe kadar sürdürülmüştür. 1850 yılında İzmir’e gelen ünlü Fransız şair Lamartine’nin karısının büyük bir bağışı ile İzmir’in ilk hipodromu inşa edilmiştir. Türkler 1885 yılında at yarışlarında ilk kez boy göstermiş sonrası da ilerleyen yıllarda Türk yarışçıları hakim olmuşlardır.

*

Yine bir ilk 1885 yılında Osmanlının şeytan icadı dediği “şeytan arabası” yarışmaları İzmir’de yapılmıştır. “Volespit” denen ilk bisiklet yarışları da önceleri atletizm müsabakalarından sonra yapılmasına başlanmış, sonrası resmen başlı başına Osmanlı devletinde ilk bisiklet yarışları 23 Nisan 1893’de Bornova da düzenlenmiştir.

Yine Türkiye’de ilk atletizm yarışlarının İzmir’de yapıldığını biliyoruz. 1892 yılında Buca’da at koşu pistinde “insan koşusu” adı altında ahaliye duyurulan bu yarış ilk atletizm yarışması olarak bilinmektedir. Sonra giderek atletizm tüm dalları içerecek şekilde gelişmiştir. 

*

Ülkemizin güreş, cirit, okçuluk gibi geleneksel sporlarının ötesinde modern sporların (atletizm, bisiklet, at yarışları, tenis vs.) Türkiye’ye ilk giriş kapısı İzmir’imiz olmuştur.

İzmir’imiz bu özelliğini bir spor müzesi ile taçlandırılmasının gereğine inananlardanım. Böylesi bir çalışmanın Apikam tarafından yapıldığını biliyorum. Ancak maddi olanaksızlıklar nedeni ile maalesef gerçekleştirilemedi.

*

İlklerin şehri İzmir’imiz bir spor müzesini hakkediyor. Büyükşehir belediye başkanımızı, İZVAK’ı, milli olimpiyat komitesine seçilen eski futbol federasyon başkanımız sayın Mahmut Özgener’i ve de tabii ki İzmirli sporseverleri, İzmir spor müzesini elbirliğiyle gerçekleştirmeye çağırıyorum.

Kulüplerimizin kendi müzelerinde sergiledikleri değerleri de bu müzede birleştirerek, halkımıza tüm bu değerleri tek merkezde sunmak mükemmel olacaktır kanımca.

Haydi İzmir, haydi İzmirli spor severler.

Kaynak Enver Olgunsoy 9 Eylül Gazetesi

Kerim Küçük.

Günün Yazısı:BİR LİG, İKİ DÜNYA

Göztepe – Fenerbahçe bütçeleri üzerinden Süper Lig gerçeği.
Süper Lig’e “lig” diyoruz ama gerçekte aynı sahada oynayan iki ayrı ekonomik evrenden söz ediyoruz.
Bir tarafta milyarlarla ifade edilen bütçeler, öbür tarafta ayakta kalma mücadelesi veren kulüpler…

Bugün bu farkı iki isim üzerinden konuşalım:
Göztepe – Fenerbahçe

Rakamlar konuşsun

Türkiye Futbol Federasyonu’nun belirlediği harcama limitleri bile tek başına tabloyu anlatmaya yetiyor:
• Fenerbahçe: Yaklaşık 6 milyar TL
• Göztepe: Yaklaşık 1 milyar TL

Arada 6 kata yakın bir fark var.
Bu, “daha iyi kadro” meselesi değil; bu, başka bir lig oynama meselesi.

Bir de futbolcu maaşlarına bakalım:
• Fenerbahçe: Yıllık 100 milyon Euro’nun üzerinde
• Göztepe: Yaklaşık 8–9 milyon Euro

Yani Fenerbahçe, bir sezonda, Göztepe’nin 10–12 yılda harcayacağı futbolcu maaşını ödüyor.

Cevap sahada değil.
Cevap bütçede.

Dedik ya; bütçelerde 6 kat fark var.
Fenerbahçe’nin bir yılda ödediği futbolcu maaşı,
Göztepe için 12 yıllık futbolcu maaşına eşit.

Ve bütün bunlara, hakemlerin koruyup kolladığı düzenin gölgesi de eklenmişken…

İzmir’in takımı Göztepe, İstanbul’da söke söke bir puanı alıp dönüyor.
Hatta galibiyeti kaçırdığına hayıflanıyor.

Dahası…
Bu bütçe farkına rağmen ligde tablo ortada; Fenerbahçe: 43 puan ile ikinci sırada, Göztepe 36 puan ile dördüncü sırada.

Bu tablo tesadüf değil.
Bu, aklın, emeğin ve inancın tablosu.

Göztepe’nin mücadelesi, Fenerbahçe’yi yenmekten çok daha fazlası. Bu, sisteme karşı ayakta kalma mücadelesi.
• Altyapıyla direnmek
• Akıllı transferle tutunmak
• Borca batmadan ligde kalmak

Geçmişte her sezon “kümede kalmak” hedefiyle başlayıp,
tribünde “şampiyonluk” hayali kuran, Avrupa yolunu zorlayan bir şehirle yürümek…

Teknik adamından futbolcusuna,
vefalı taraftarından yönetimine kadar Göztepe camiasının tamamı alkışı hak ediyor.

Bu kolay bir hikaye değil.
Ama gerçek bir hikaye.
Birliğin, başarının ve bir kentin hikayesi.

Asıl soru şu

Bu lig gerçekten rekabetçi mi?
Yoksa her sezon başında sonucunu aşağı yukarı bildiğimiz
bir senaryoyu mu izliyoruz?

Eğer bütçe farkları bu kadar açıksa…
Eğer büyükler her yıl daha da büyürken, diğerleri hayatta kalma mücadelesi veriyorsa…

O zaman mesele futbol değil,
ekonomik adalet meselesidir.

Son söz

Fenerbahçe’nin bütçesiyle şampiyonluk kovalamak elbette başarıdır.
Ama Göztepe’nin o bütçeyle ligde kalması, yetmeyip Avrupa hedefini önüne koyması, en az o kadar büyük bir başarıdır.

Ve belki de bu yüzden
bazı galibiyetler tabelada değil,
onur hanesinde yazılır.

Göztepe, bu onurlu mücadelesini
taraftarının içeride, dışarıda verdiği büyük destekle sürdürüyor.

Yazıyı, Göztepe’nin fanatik taraftarı,
Emekli Tekel Bölge Müdürü Niyazi Şehitlioğlu abimin sözüyle bitirelim:

“Yürü be Göztepe!”

Kaynak Atila Sertel Son Mühür

Kerim Küçük.

Günün Yazısı:Bu Bir Maç Değil, Organize Alçaklıktır

Dün Arabica Coffee House Kadınlar 1.Lig A Grubu 17.Hafta Manisa’da oynanan Vestel Manisa BBSK–Endo Karşıyaka maçı, spor tarihine bir karşılaşma olarak değil, bir skandal olarak geçti. Maç sabahı alınan “taraftar yasağı” kararıyla başlayan garabet, ikinci sette Manisalı yöneticilerin sahaya inmesi, Karşıyaka yöneticilerine fiili saldırı girişimi ve salon içinden kadınlara atılan şişeler ile hoparlörden edilen küfürlerle tam anlamıyla bir rezalete dönüştü.

Burada hedef açık: Karşıyaka.

Sahaya giren yöneticiler, saldırıya yeltenen güruh, yayını kesen kulüp kanalı ve küfürlü anonslara göz yuman organizasyon… Bunların hiçbiri “anlık öfke” ya da “talihsiz olay” diye geçiştirilemez. Bu, organize bir kontrolsüzlük ve açık bir güvenlik zafiyetidir.

Türkiye Voleybol Federasyonu artık susamaz.

Eğer bir kulübün yöneticisi sahaya girip rakip takım yöneticisinin üzerine yürüyebiliyorsa,
eğer salonda küfür mikrofonla yayılabiliyorsa,
eğer yayın kesilerek gerçekler karartılmaya çalışılıyorsa,
ortada spor değil, sahipsizlik vardır.

Karşıyaka sahada mücadelesini verirken, saha dışında linç edilmesine göz yumulamaz. Bu olayın üzeri örtülürse, yarın başka bir salonda daha ağırının yaşanmasının önü açılır.

Federasyon derhal soruşturma başlatmalı, sorumlulara ağır yaptırımlar uygulamalıdır.

Aksi halde herkes şunu bilecek: Türkiye’de voleybolu kurallar değil, kaos yönetiyor.

Kaynak Mert Erboy Karşıyaka Haber Gazetesi

Kerim Küçük.

Günün Yazısı:KİMLER SATMIŞ BU MAÇLARI?

Şu günler…
Güzel Türkiye’mizde…
Bi’türlü..
İçinden çıkamadığımız “bahis” ve “kumar” skandalı ile çalkalanıyor…
Bitecek gibi değil…
Nitekim…
“Dede Korkut Masalları” gibi uzayıp gidiyor…

Geçmiş zaman gibi gelse de hepimize…
Arka arkaya yaşanan şok olaylar…
Dünya medyasında bile…

“Allah, Allah neler oluyor Türkiye futbol liglerinde?”

Dedirtecek kadar “ciddi gelişmeler” yaşanıyordu…
…Ve, yine her şey…
2025 yılının ilk aylarında başladı…

Sonra…
Bi’de baktık ki geriye!
Türkiye futbol liglerinde görev alan…
571 hakemden 371’inin bahis hesabının olduğu…
152’sinin bahis oynadığı iddia edilmeye başlandı…
Alın size bir rekor!
Aradan azıcık zaman geçti ve…

Bahis hesabı olan 371 hakemden 152 hakemin futbol maçlarına aktif olarak bahis oynadığı tespit edildi…

Skandallar zincirine…
Bir garip olay daha takıldı…
Geçen yıl…
Esenyurt’ta düzenlenen mitingde…
CHP Genel Başkanı Özgür Özel…
Bir Süper Lig maçında…
Göztepe oyuncusuna gösterilen kırmızı kartın…
“Haksız bir şekilde” verildiğini…
Ve bunun bahis ile bağlantılı olduğunu ve dahi…
Aynı gün Kuzey Kıbrıs’tan…
Kırmızı kart için 5,5 milyon Türk Lirası bahis oynandığını iddia etti…
Bunun üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı…
31 Ekim 2025 tarihinde…
Maçla ilgili yasadışı bahis ve olası maç manipülasyonu iddiaları hakkında resmen soruşturma başlattığını açıkladı…

Yeni yılın (2026) ilk günlerinde…
Kısa adı (PFDK) olan Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu…
Teknik direktör ve gözlemcilerin de aralarında bulunduğu…
Bahis oynayan 153 ismin cezasını duyurdu…
Ortalık yangın yerine döndü!

O günlerde…
Atatürk’ün…
1937’de (89 yıl önce) dile getirdiği unutulmaz o veciz söz…
Adata ete / kemiğe büründü:

“Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim…”

Yani, demek istemiş ki, Gazi Mustafa Kemal:

“Sahada sergilediğiniz sadece fiziksel başarı değil, aynı zamanda ahlaki değerlerin de önemli olduğunu vurgular…” (Sanki bugünleri tahmin etmiş gibi…)

Ve, bu millet biliyor ki…
Atatürk, sporun toplum için ne kadar önemli olduğunu fark etmiş ve bu alanda birçok yeniliğe imza atmıştı…

Bu kulaklara küpe özlü sözün…
Hayata geçmiş, yanakları kızartan bir örneği var…
Gülmemek elde değil…
Olay, Bursa’da yaşanıyor…
Gençlerden biri anlatıyor:

“Halı sahada maç yaptık; evlere dağılmak için minibüse binecektik… Yolun karşı tarafına geçmemiz gerekiyordu… Tam yolu yarılamıştık ki, oradan geçen bir trafik ekibi, megafonla bangır bangır bize seslendi: (Ben sporcunun zeki, çevik ve de üst geçitten geçenini severim!) demez mi? Nasıl bir rezil olmaktı o, anlatamam yaşamak gerek!”

Cevabı en çok merak edilen soru şu: “Futbolda şikenin cezası nedir?”

Madde 11, diyor ki: “Bir spor müsabakasının sonucunu etkilemek amacıyla bir başkasına kazanç veya sair menfaat temin eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve 20 bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır… Kendisine menfaat temin edilen kişi de bu suçtan dolayı müşterek fail olarak cezalandırılır…”

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN:
“BAHİS VE KUMARIN KÖKÜNÜ KURUTACAĞIZ!”

Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan…
Sanal bahis ve kumar sorununun kökünü kazımak için…
Kapsamlı bir eylem planını uygulamaya aldıklarını açıkladı ve duygularını şöyle seslendirdi:

“Gençlerimizi hedef alan bu saldırı dalgasını ancak bir olursak, birlikte savaşırsak püskürtebiliriz… Bunun için gönüllü kuruluşlarımızın, medyamızın, üniversitelerimizin bu mücadelede bize omuz vermesine, gençlerimizin rol model gördüğü sporcularımızın, sanatçılarımızın, kanaat önderlerinin bu mücadeleyi sahiplenmesine ihtiyacımız var…”

Yıllar öncesinden kalma…
Yaşanmış ve belki de…
Türk Futbol Tarihi’nin en ilginç “şike” olayı ile…
Bitiriyoruz…

1963-64 sezonu…
Milli Ligin son haftası yürekleri yerinden oynatıyor!
Kasımpaşa ve Beyoğluspor’un düşmesi kesin…
Beykoz da maçlarını tamamlamış ve 27 puanda kalmış…
24 puana sahip İzmir’in Karşıyaka takımı ise…
İzmir’de oynayacağı maçlarda “dört puan” aldığı takdirde ligde kalacak, Beykoz ise düşecektir…
Nitekim Kaf – Kaf, 23 Mayıs Cumartesi günü Kasımpaşa’yı 4-0…
24 Mayıs Pazar günü de Gençlerbirliği’ni 2-0 yener; 28 puan ceptedir…
Böylece Milli Lig’den düşen üçüncü takım Beykoz olur…
Karşıyaka camiası bayram sevinci yaşar…

Ne var ki…
Birkaç gün sonra futbol camiası ilk kez baba bir “şok” yaşar!
İstanbul medyası…
Bazı Kasımpaşalı futbolcuların…
Karşıyaka kulübünden “para aldığı haberi” gazetelerde manşet olur…
Federasyon sürpriz olaya el koyar…
Birkaç gün sonra…
Ortalık “kaynayan kazan”a döner…
Hatta…
Öyle ki…
O günlerin Karşıyaka kulübü umumi kaptanı Melih Yücel…
Kaf – Kaf’ı “karalama”ya çalışanlara şöyle cevap verir:

“Ben veya bir idareci arkadaşım hangi rakibe yenilsin diye 5 kuruş teklif etmişiz? İşte buna cevap verecek bir kişi çıkarsa, şahsen ben bütün servetimi kendisine vermeye ve Karşıyaka kulübünü elimle ikinci kümeye düşürmeye hazırım…”

Belki inanmayacaksınız ama…
60’lı yılların ceza kanunlarında…
Şike için para almayı cezalandıracak bir madde yoktu!

Yaklaşık bir ay süren soruşturma sonunda…
İlk karar açıklanır ve…
15 Kasımpaşalı futbolcuya toplam 31 yıl ceza verilir…
Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü Ceza Kurulu ise…
“Karşıyaka Kulübü hakkında ceza tayinine yer olmadığına” karar verir…

Aradan iki sezon geçer…
Karşıyaka İkinci Lig’de oynamaktadır…
Kulübün yeniden Birinci Lig’e alınacağına dair söylentiler artar…
Sonunda…
Takvimler “29 Mart 1966”yı gösterirken…
Karar açıklanır ve federasyonun ligden düşürme kararı iptal edilir… İptalin gerekçesi, Karşıyaka – Kasımpaşa maçı hakem ve müşahit raporlarında şikeden bahsedilmemesi olarak tarihe geçer!..
Böylece Karşıyaka…
Federasyon kararıyla düştüğü lige…
Danıştay kararıyla geri döner…
Ertesi sezon lig 17 takımla oynanır…
Kasımpaşalı futbolcuların cezası ise…
1964 Eylül’ünde çıkarılan sporculara af kanunuyla hafifletilir ve…
En ağır ceza alanların hak mahrumiyeti birkaç aya indirilir…

Görüyor musunuz?
“Şike” deyince…
Neler olmuş neler yaşanmış “61 yıl önce” İzmir’de…

Nokta…

Hamiş: Futbolda şikenin cezası nedir? MADDE 11 – (1) Bir spor müsabakasının sonucunu etkilemek amacıyla bir başkasına kazanç ve menfaat temin eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve 20 bin güne kadar adli para cezasına çarptırılır… Kendisine menfaat temin edilen kişi de bu suçtan dolayı müşterek fail olarak cezalandırılır… (Nisan 2025)

Sonsöz: “Rıdvan Dilmen bir Galatasaray-Fenerbahçe maçında benden kendilerine yenilmemizi istedi… Ben de puan durumumuz iyi olduğu için kabul ettim… / Tanju Çolak – Bir zamanların yıldız futbolcusu…”

Kaynak Mehmet Karabel Son Mühür

Kerim Küçük.

İzmir Medyası Bir TV NEO Sonrası Egemax Eklendi

Egemax Instagram Hesabı Türkiye’nin televizyonu, Ege’den doğuyor.
Yeni bir ekran, yeni bir heyecan: Egemax başlıyor! Dedi. Öte Yandan Egemax Programlar Netleşti. 90+3 Televizyon Molası sporsever Çocuk ve Spor Açıkladı.

Kerim Küçük.

Günün Yazısı:Karşıyaka Stadı’nda top el değiştirdi

Karşıyaka Spor Kulübü, Karşıyakalıların vazgeçemeyeceği değerlerinden biri… 1912 yılında kurulan, bugünlere kadar da her geçen gün büyüyerek, başarılarla gelen kulüp, ne yazık ki yıllar boyu “Stat… Stat…” diye gözyaşı döküyor, haykırıyor, bağırıyor, isyan ediyor…

12 yıl önce yenisi yapılacak diye yıkım kararı alınan ve yıkılan, yapım aşamasında bazı Karşıyakalılar ile kurum ve belediyelerin davaları sonucunda hep hüsranla sonuçlanan girişimlerin ardından askıda kalan stat, verilen sözlerin de tutulmaması sonucunda bugünlere çöp tarlası olarak geldi…

Stadı olmayan futbol takımının, oynayacağı iç saha maçları için statlar arasında dolaşıp, adeta göçebe hayatında ivme kaybetmesi de profesyonel liglerin en dibinden bir türlü kurulamamasının gerekçesi oldu…

Hiç aklınıza geldi mi?

Karşıyaka Stadı’nın yıkım kararıyla birlikte kaç İzmir Büyükşehir Belediye, Karşıyaka Belediye Başkanı değişmiş?

Bakanlar Kurulunda hangi Gençlik ve Spor Bakanları görev yapmış. Kaç adet Gençlik Spor Genel Müdürü, İzmir İl ve Karşıyaka ilçe spor müdürleri gelmiş gitmiş…

Karşıyaka Spor Kulübü’nde o yıllar arasında kimler başkan seçilmiş… Kaç isim yönetim kurulunda yer almış, hiç merak ettiniz mi?

Peki o gün ülkemizde Başbakan var, bugün o da yok!.. Bu arada stadın bu öyküsü arasında da 2 başbakan değişikliğini görüyoruz…

Ya Karşıyaka futbol takımı hangi ligde mücadele ediyordu biliyor musunuz? 1. Ligde… Belki stat yapılmış olsaydı takım yine oralarda bu kez Süper Lige çıkma kavgası verecekti! Belki de Avrupa Arenasında boy gösterecekti…

Geldi, geçti…

Olan Karşıyaka Spor Kulübü’ne oldu. 3. Lige (aslında 4. Lig) kadar düştü. Ekonomik özgürlüğüne kavuşamadı, karanlık günler geçirdi. Yaşama gücünü taraftarının sevgisi, birkaç sevdalının maddi gücü ve imece usulü destekle bulabildi. Halen de öyle…

Bu dönem içinde; hem kulüp, hem de stat için kimler neler yazdı, neler çizdi, neler konuştu.

Stadın yapılması için kalem oynatan mütevazı kişilerden de biri oldum. Bu yaklaşık 50 yıldır Karşıyaka’da oturmamdan aldığım kent kültürü ve semt aşkının getirdiği güçle oldu. Bir makalemde “Karşıyaka Stadı kitap olur” demiş ve beklemiştim. Birisi bu 12 yıllık öykü de dâhil Karşıyaka Stadı’nın tarihsel gelişimlerini aktarsın, herkes de okusun, bilsin, ibret alsın diye… Aslında spor bilimleri fakültelerinde büyük bir araştırma konusu olurdu ama kimse oralı bile olmadı. Gündeme gelince laf salatası, unutulunca da “boş ver” mantığı…

Baktık kuru gürültü çok, her zamanki gibi yine kolları sıvadık ve kitabını yazmak da bize nasip oldu.

STAT isimli kitapta; Karşıyaka Stadı arsasının kulüp tarafından alınmak istenmesi ancak CHP örgütünün daha önce davranarak satın alması, daha sonra da bilinmeyen bir gerekçeyle Gençlik Spor Genel Müdürlüğüne devredilmesinden başlayan süreci, 1913 yılından 2025 yılına kadar tüm gelişmelerini okuyacaksınız.

Ayrıca yazdığım konusu Karşıyaka Stadı olan veya stadı da ilgilendiren, içinde Karşıyaka Stadı da geçen tüm makaleler de STAT da yer alıyor. Kitabı keyifle okuyacak, iyi ki yazmışsınız diyeceğinize de inanıyorum. Önümüzdeki nesiller de bu süreci öğrenme şansına sahip olacak. Çünkü stat günün birinde yapıldığında, geçmiş unutulacak! Ama biz unutturmamak için yazdık. Ne derler; “Söz uçar. Yazı kalır…”

STAT’ın uzun araştırma, yüzlerce geçmişe dönük belgelerin incelenmesi, yazım aşaması ve bir aylık matbaa hazırlığından sonra ekim ayı başında baskısının bitmesiyle nefes alabildik. Sonunda da Karşıyakalı okuyucularla buluşmaya başlaması aşamasına gelindi. STAT’ın anonsu yapıldığı dönemde; her halde rastlantı olacak ki, bir anda Karşıyaka Stadı yeniden gündeme gelmeye başladı. Sosyal medyada paylaşımlarla yeniden kamuoyu yaratıldı.

Ne büyük tesadüf değil mi?

Hafta başında da hiç beklenmedik gelişme yaşandı…

Ak Parti Genel Sekreteri Eyyüp Kadir İnan, Ak Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı ve Gençlik ve Spor eski Bakanı, Ak Parti İzmir Milletvekili Mehmet Kasapoğlu, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ı ziyaret etti. Heyet; Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Karşıyaka Stadı arsasının haklarının devir ve tahsis belgesini İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne iletti.

Harika bir gelişme… “Belediye istiyor, bakanlık vermiyor” diyorlar ve “Sen yapacaksın, ben yapacağımdan” başlayıp da, “Gücün yok yapamazsın”, “Ver yapayım. Param var” laflarının havaya uçuşmasının ardından buluşma her şeyin tuzu biberi oldu!…

Karşıyakalılar için bu olay; kesinlikle üzerinde afyon manda kaymağı olan ekmek kadayıfı…

Kamuoyundaki ilk tepki “Karşıyaka Stadı yapılıyor” sevinciydi… Elbette beraberinde de bir pembe balon uçuruldu Karşıyaka’da… 12 yıllık kara bulutlar artık kulübün üzerinden dağılacak, güneş açacak, her yer ışıl ışıl olacak ve Kaf Kaf arzulanan o şaşaalı günlerine yeniden dönecekti!..

Şimdi top Dr. Cemil Tugay’ın kucağında… Stadı bitirecek, orta yuvarlakta başlangıç vuruşunu yaparak heykeli dikilecek veya elinde bomba gibi patlayacak!..

Temennimiz birinci şık…

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ı iyi tanıdığımı söyleyebilirim. Her ne kadar kimden kaynaklanırsa kaynaklansın, görüşemesek de, onun tuttuğunu koparan, istediği an istediğini de yapan bir karaktere sahip olduğuna eminim. İsterse bu stada başlar ve bitirir…

Hırsından çok inancı bunu ön plana çıkarıyor.

Karşıyaka Belediye Başkanlığı döneminde stat için büyük mücadele verdiğini ve hayalinin de yerinde olmak şartı ile Karşıyaka Stadı’nın yapılması, hatta kendisi tarafından gerçekleştirilmesi olduğunu da biliyoruz. Karşıyaka’da sporun ve sporcunun da yanındaydı. Amatör spor kulüplerine de her konuda büyük destek oldu, maddi manevi yardımda bulundu. Şimdi daha büyük yetkilere ve bütçeye sahip. Bu makamda da amatör kulüpleri unutmadı, onları hep kolladı, kucak açtı.

Yiğidi öldür ama hakkını yeme!

İnanıyorum; İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı sıfatıyla bu stat ona nasip olacak. İnşallah da gerçekleştirir…

Tabir yerindeyse, bombayı bir anda kucağında bulan Başkan Dr. Cemil Tugay, ilk açıklamasında “Belediyenin üstesinden gelemeyeceği bir proje değil, çok mutluyum. Tahminimce 2026 yılının başlarında ihaleyi gerçekleştirmiş oluruz. Stadyumun yeri değişmeyecek” diyerek Karşıyakalıların ve futbolseverlerin yüreklerine su serpti…

Elbette bugün tahsisi yaptılar, yarın alın stadı demek rüyalarda bile gerçekleşmeyecek mucize olay. Belki yüzyıllar öncesinde olağanüstü güçlerin üflemesiyle bir anda gerçekleştiği yazılan destanlar ve doğaüstü güçler o zaman yapardı ama bu devirde onların hepsi masallarda kaldığına göre; beklemek en iyisi…

Başkan Tugay, doğrularında ilerleyerek, ihale sürecinden bahsetti. Elbette en kısa zamanda ihalenin de hazırlık aşaması olacak.

Bakın başkan bu konuda ne dedi:

“Öncelikle projenin detaylarının yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Ardından ruhsat başvurusu yapılacak. Bu süreçlerle eş zamanlı olarak ihale hazırlıklarını da yürüteceğiz. Mümkün olan en kısa sürede ihaleye çıkmak istiyoruz, ancak ister istemez birkaç aylık bir hazırlık süresi gerekiyor. Tahminimce 2026 yılının başlarında ihaleyi gerçekleştirmiş oluruz. Stadyumun yeri değişmeyecek; yine sahilde, eski yerinde inşa edilecek.”

Demek ki, Karşıyakalıların önünde sabır gerektirecek 3-4 ay var. 12 yıl bekleyenler şimdi bu sabrı da göstermeyebilir. Bu konuda aman hassas olmak en iyisi ve doğrusu…

Stat yapılması arzusuyla 12 yıldır acı çeken Karşıyakalılar için söylenecek en güzel söz Ted Engstrom’dan olmalı: “Sabır edenler, zaferden önce acının üstesinden gelirler.”

Başkan Dr. Cemil Tugay’a teşekkür ediyorum. Bu kadar ağır yük ve sorununun arasında stat mücadelesindeki olağanüstü çabasını da yürekten kutluyor ve yapacağına da inanıyorum. İnşallah dediğim gibi bitirir, başlama vuruşunu da o yapar. Yönetim ve taraftar da onu unutmamak, unutturmamak için stadın en mutena yerine heykelini diker. Çünkü bunu hak edecek.

Bir teşekkür de, Gençlik Spor eski Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu’na… O da gerçekten yapılması uğruna inanılmaz çalışma örneği gösterdi… Bu arada bizim bilmediğimiz gizli kahramanlar da varsa hepsine sonsuz teşekkürler. Onlar da açıklanırsa, ismen de teşekkür etmeyi bir borç biliriz…

Karşıyaka Stadı’nda kitabı yazdık. Sonunda “Bugüne kadar da yapılmadı…” diye noktalamıştık. Şimdi top İzmir Büyükşehir’de…

Yapılsın belki bizde yeni stadın kitabını kaleme alırız…

Dediğim gibi; herkes karınca kararınca destek olmalı, kesinlikle de sabretmeli!..

Avni Erboy

Yenigün Gazetesi

Kerim Küçük.

Selfy Fest İzmir’de Geliyor

Selfy Fest Ege Üniversitesi Düzenlenecek. Selfy 3×3 Basketbol Turnuvası Gerçekleşecek. Tivibuspor Orta Nokta Yorumcuları Söyleşi Tivibuspor Canlı Yayınlanacak.

Kerim Küçük.

Günün Yazısı:Bu hesap çözülür mü?

Beklenen yağışla birlikte sıcak hava balonu patladı ve içinden serinlik çıkarak, evde yeni bir telaş başlattı… Yazlıklar dolaba, kışlıklar gardıroba!.

Her yıl bu işler rutin olduğundan evin hanımı için alışa geldiğinden kolay. Bilmeyenler düşünsün… Onlar için gerçekten zor. Bazen ne yapacaklarını şaşırıyorlar?

Bu neye benziyor biliyor musunuz?

Parası olup da, hava yapmak için kulüp başkanlığına soyunanlara…

Paranın gücüyle eşya satın alır gibi kulüp alıyorlar veya başkan oluyorlar ama sonra duvara çarpınca da gerçeklerle yüz yüze gelince de şaşkına dönüyorlar. Paramparça yaptıkları yetmiyormuş gibi, koyacak yer bulamayınca da, arkasına bile bakmadan enkaz bırakıp gidiyorlar!

Düşünün siz; iyi niyet, semt aşkı veya mahalle baskısıyla takımı alıyor ve mücadele ediyorsunuz. Cebinizden, arkadaşlarınızdan, yönetime aldıklarınızdan, sağdan soldan üç beş kuruş bulup buluşturup kulübü yaşatmaya çalışıyorsunuz. Bu olağan… Böyle yöneticileri alkışlamak gerekiyor. Ama öyle kulüplerimiz var ki, süsleyip püslüyorlar. Albenisini adeta altın tepside sunuyorlar. Biraz niyetlisini bulunca da verip kurtuluyorlar. Hava yapmak, iş kapmak amacıyla hiç irdelemeden, araştırmadan, soruşturmadan, hesabı kitabı araştırmadan paldır küldür işin içine girince de; öyle olmadığını öğreniyorlar. İşte o zaman da iş işten geçiyor. Ne havası kalıyor, ne de çakası!

Lige hazırlamak için size aktarılan ve görülen mevcut borcu “Ne olacak ödenir, öderim” diyerek de kolları sıvayanlar yok mu? Çok. Ne var ki; evdeki hesap çarşıda uymuyor. Bir de bakıyor; borç bir, iki, üç değil… Uzadıkça uzuyor. Siz deyin lastik, ben diyeyim ucu görünmeyen birbirine eklenmiş halka zincir…

Eh… Serde erkeklik var ya!.. Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın misali veya “işimi halleder çeker giderim” diyerek yola devam!..

Devam da… Ne olacak bu borçlar? Düşünen mi var, basarlar istifayı çeker giderler… Sonrası enkaz!

Öyle bir an geliyor ki; bıraktığınız tarihi geçmişi olan kulüplerde bitmeyen borçlar, kapanmayan dosyalar ve sonuçta şimdilik bir kulübümüzde eksilen 42 puan…

Örnekler çok. Biz en yenisinden, günümüzden örnek verelim. Yeni Malatyaspor Nesine.com 2.Ligi

Kırmızı Grubunda yer alan güzide kentimizin temsilcisi. Şu ana kadar gençleriyle sahaya çıktı, 7 maç yaptı, 1 beraberlik alarak borcundan bir puan ödedi. An itibariyle 41 puan borçlu… Bunu ödeyebilmesi için; peş peşe 13 maçını kazanıp, birinden de beraberlikle ayrılması gerekiyor… O zaman puanı sıfır olacak… Sıfırlanan borcu 20. haftaya denk geldiğinden geride 14 maç kalacak. Hepsini kazanırsa, 42 puan yapacak. Üzerindeki 4 rakibi hiç maç kazanmayacak, o zaman ligde kalacak. Rakiplerinin birbiri ile yapacakları maçları düşündüğünüz zaman da; ölme eşeğim ölme…

Yılların futbol dünyasının içinde birisi olarak denklemi çözmem imkânsız. Acaba, bu hesabı bilinen en eski matematikçilerden biri olan Miletli Thales (MÖ 624 – y. 546) çözebilir miydi?

Peki, Türklerin çoklukla ziyaret ettiği Samos Adasının simgelerinden olan Yunan filozof ve matematikçi, en iyi bilinen teoremi; adıyla anılan Pisagor teoremini (dik açılı bir üçgende hipotenüsün karesi her zaman diğer iki kenarın karelerinin toplamına eşittir) yaratan “Sayıların babası” olarak bilinen Pisagor bu işe ne derdi?

Merak etmemek elde mi?

Yeni Malatyaspor gibi örnek yok mu?

Elbette liglerimizde var. Bunların en ünlüsü de yılların Adana Demirspor’u… Şu anda transfer yasağı bulunan Adana’nın köklü camiasını temsil eden ve hatırı sayılır taraftar grubu olan Adana Demirspor da eksi 18 puan ceza aldı. Oynadığı 9 maçta aldığı tek beraberlikle cezasının bir puanını ödedi. Kaldı geriye 17 puan…  

Bu takımlara hiç temenni etmiyoruz ama önümüzdeki dönemlerde yenileri de eklenecek. Her gün TFF’den transfer yasağı gelen kulüpler ilan ediliyor… İsterseniz TFF’nin FIFA kayıtlarına göre açıkladığı son listeye bir bakalım.

FIFA tarafından 7 Temmuz 2025 tarihi itibariyle transfer yasağı getirilen Türk kulüpleri ve yasaklı dosyalarının sayıları şöyle:Adanaspor 1, Adana Demirspor 38, Alanyaspor 2, Altay 23, Ankaragücü 10, Antalyaspor 14, Beykoz Anadolu 4, Bucaspor 3, Eyüpspor 3, Giresunspor 17, Hatayspor 1, Karagümrük 3, Kayserispor 10, Pendikspor 2, Sakaryaspor 3, Şanlıurfaspor 2, Ümraniyespor 2, Y.Malatyaspor 22.

FIFA kayıtlarına göre şu anda Türk takımlarının toplam 181 dosyası bulunuyor. Daha da artacağı belirtiliyor.

Sadece futbolda mı?

Basketbolda da bazı takımlarımızın transfer yasağı bulunuyor…

Nereden bakarsak bakalım, artık bu işler parasız olmuyor. Paran varsa da bunu iyi yönetecek akıllı, sporun içinden gelen, kıymet bilen doğru yöneticiler şart. İkisini bulabilirsen ne ala. Yoksa hiç kolları sıvayıp da yeni yeni maceralara atılmaya gerek yok. Ama bizde herkes her işi en iyisini kendisi bildiğinden ve yaptığını da iddia ettiğinden, söyleyeceğimiz sözü de bazen bulmakta güçlük çekiyoruz…

Meşhurdur; “Zenginin parası züğürdün çenesini yorar”

Yeri gelmişken Hz. Mevlana’nın sevdiğim bir sözünü de sizlerle paylaşmak istiyorum.

“Herkes belirli bir iş için yaratılmıştır ve o işe duyulan istek her yüreğe konmuştur.”

Ne kadar güzel bir söz değil mi?

Biz de tamamen tersi. İşe göre adamdan çok, adama göre iş yaratan bir ulus olduk!

Böylesine içimizi karartan bu tablodan sonra Türk Futbolu için güzel bir haber ne olabilir diye düşünüyorum. Takımlarımızın Avrupa’da durumları da Sakar Geçidinin eski hali gibi… Ne zaman ne olacağı belli değil, sürprizlerle dolu!..

Kolay kazanır diye düşündüğün maçı kaybediyor, fark yer derken kazanıyor…

Anadolu’da bir söz vardır; “sarımsağı nerede yediysen ağzını da oraya kokut.” Bizim takımlar da o misal.

Karamsar bir tablo yarattık ama bu yaşadığımız gerçekler!

Her zaman eleştirdiğim, panellerde bile gündeme getirip, meslektaşlarımıza da uyarıda bulunduğumuz çok düşündürücü ancak güldüren sözlerle günü tamamlayalım… Özellikle futbol maçlarını anlatan spikerler kafa vuruşlarında yıllardır birbirlerini taklip ederek anlatımlarını sürdürüyorlar. O kadar çok yanlışlık yapıyorlar ki, bilen adeta gülüyor… Özellikle “Kafası gol oldu!” veya “Kafası direkten döndü!” diye haykırıyorlar…

Bu spikerleri hiç mi uyarmazlar veya üst makamdan birisi çıkıp da espri yoluyla öğüt veremez mi?

“Arkadaş, oyun içinde futbolcunun kafası nasıl kopup gidiyor da, gol oluyor. Top mu bu?” veya “Futbolcunun kafası direğe çarparsa, o şiddetteki çarpışmada adam ölmez mi?”

Lütfen söylemeyin “Böyle başa, böyle tıraş” diye!..

Avni Erboy

Yenigün Gazetesi

Kerim Küçük.