Günün Yazısı:İzmir’i ayağa kaldırma zamanı

Yıllardır spor yazarı olarak bu şehrin stadyumlarında çok hikayeye, çok zafere ve maalesef çok acıya da tanıklık ettim. Toprak sahalardan modern mabetlere evrilen bu futbol yolculuğunda, bugün İzmir’in yaşadığı tabloyu izlerken içim sızlıyor.

İZVAK’ın (İzmir Spor Kulüpleri Birliği Vakfı) İzmir Ekonomi Üniversitesi iş birliğiyle hazırladığı ve masaya koyduğu “İzmir Kulüpleri, Sorunlar ve Öneriler” raporu, sadece spor sayfalarını ilgilendiren bir bülten değil; bu kentin hafızasına, ekonomisine ve ortak geleceğine çekilmiş son derece kritik bir alarm zilidir.

Bugün dönüp baktığımızda karşımızda acı ama gerçek bir tablo var: Göztepe kurumsal yapısıyla ligde parıl parıl parlarken, Altınordu profesyonel liglerden çekilme kararı almış, Karşıyaka yılların borç yüküyle boğuşmakta, Altay ve diğer köklü armalarımız ayakta kalma mücadelesi vermektedir.
Peki, sorun sadece “üç beş başkanın hatası” veya “kasa borçları” mı? Asla! Rapor da zaten bu sığ bakış açısını darmadağın ediyor.

Futbol, üç direk arasından ibaret değil…Dünyanın gelişmiş spor kentlerine bakın: Barcelona’dan Bilbao’ya, Manchester’dan Porto’ya kadar hiçbir şehir, kulüplerini sadece “maç kazanan sportif organizasyonlar” olarak görmez. Kulüpler; şehir ekonomisinin, turizmin, istihdamın, gençlik politikalarının ve uluslararası marka değerinin ana motorudur.

Biz ise yıllarca kulüpleri kapı kapı dolaşıp “bağış dilenen”, günü kurtarmaya çalışan yapılar olarak konumlandırdık.
İZVAK’ın raporunda kanıtlandığı üzere; İzmir futbolu doğru kurgulandığında kente her yıl yüz milyonlarca avroluk katma değer üretebilecek devasa bir potansiyele sahip. Ama ne yazık ki bu potansiyel, şehir vizyonunun hep dışına itilmiş durumda.

İzmir’in sahip olduğu o çok kulüplü yapı, Göztepe’siyle, Karşıyaka’sıyla, Altay’ıyla, Altınordu’suyla, Bucaspor’uyla, Menemen’iyle ve diğer tüm renkleriyle aslında Türkiye’de başka hiçbir şehirde olmayan eşsiz bir zenginliktir.

Biz bu rekabeti yanlış okuyup birbirimizi tüketiyoruz. Oysa Manchester, City ve United rekabetiyle nasıl küresel bir marka oluyorsa, İzmir de bu çok sesli futbol kültürüyle Akdeniz’in parlayan yıldızı olabilir. Yeter ki rekabeti düşmanlık zemininden çıkarıp “ortak akıl” zeminine taşıyalım.
Çözüm Ne? Onu da İZVAK raporunda sunmuş. Günü kurtaran yamalı bohçalar, tükenen fedakarlıklar devri kapanmıştır. Artık sistem kurma zamanıdır. Raporun altını çizdiği çözüm yolları gayet net ve hayatidir:

İş dünyası artık kulüplere sadece maç sonu sponsor olan değil; dijitalleşmeden veri yönetimine, yönetim danışmanlığından ortak yatırımlara kadar her alanda “stratejik ortak” olmalıdır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi ve yerel dinamikler öncülüğünde bir ‘‘Spor Turizmi Ofisi’’ acilen kurulmalı; kulüpler, kentin turizm ve tanıtım takviminin merkezine yerleştirilmelidir.

Karşıyaka Stadı’nın tamamlanması ve tesisleşme hamleleri artık ertelenemez bir kamu iradesi gerektirir.

Başkanların iki dudağı arasında, kişilere endeksli yönetim modellerinden vazgeçilmeli; üniversitelerle (bilgi ekonomisiyle) entegre olmuş, şeffaf, sürdürülebilir kurumsal yapılara geçilmelidir.

Sözün özü; kulüpler kazanırsa İzmir kazanır…

Bu rapor bir kriz bildirisi değil, Körfez’in çocuklarına ve geleceğine bırakacağımız spor kültürünün manifestosudur.

Eğer bugün el ele vermezsek; kaybeden sadece futbol takımları olmayacak; İzmir’in asırlık hafızası, esnafı, turizmi, gençliği ve ortak aidiyet duygusu kayba uğrayacaktır.

Gün; kavga etme, eski defterleri karıştırma günü değil. Gün; İzmir’in renklerine omuz verme, Körfez’in ışığını yeniden yakma günüdür. Tarih, bu çağrıya kulak verenleri haklı yazacaktır!

Kaynak Mehmet Demirtaş 9 Eylül Gazetesi

Kerim Küçük.

İzmir’in Köklü Kulüpleri Sahipsiz Mi Kaldı?

Haftanın gündemini belirleyen program Gündem Masası: Tunç Erciyas’ın moderatörlüğündeGazeteci Hasan Çölmekçi’nin yorumlarıyla İzmir ve Türkiye gündemini masaya yatırıldı.

İZMİR TAKIMLARI KAN AĞLIYOR!

Çölmekçi, programda İzmir spor kulüplerinin yaşadığı derin finansal krizleri ve kentin önde gelen kurumlarının bu duruma sessiz kalışını eleştirdi. İzmir’in Altay, Karşıyaka ve Altınordu gibi asırlık kulüplerinin adeta kepenk kapatma noktasına geldiğini vurgulayan Çölmekçi, Süper Lig’de kenti temsil eden tek takım olan Göztepe de dahil olmak üzere kulüplere yeterli sponsorluk ve finansal desteğin sağlanmadığına dikkat çekti.İzmir Ticaret Odası, Ege Bölgesi Sanayi Odası ve İzmir Ticaret Borsası gibi güçlü imkanlara sahip odaların ve iş dünyasının ellerindeki büyük güce rağmen yerel kulüpleri yalnız bıraktığını belirten Çölmekçi, kente dışarıdan gelen yatırımların bile yerel kurumlardan daha fazla katkı sağladığı acı gerçeğini dile getirdi. İzmir sporunun geleceği ve kulüplerin varlığını sürdürebilmesi için iş dünyasını acilen sorumluluk almaya davet etti.

Kerim Küçük.

Hasan Çölmekçi Seri Bomba Tuttu

İzmir futbolunun köklü kulüplerinin yaşadığı derin ekonomik krizleri değerlendiren usta gazeteci Hasan Çölmekçi, kentin iş dünyasına ve oda başkanlarına sert tepki gösterdi. Çölmekçi, “Kentine sahip çıkmakla ilgili bir olay gündeme geldiğinde hiçbirini bulamıyorsunuz. İzmir’e sonradan gelen Folkart kadar bir yardımları olmuyor bu şehre” dedi.

İzmir takımları yerel yönetim ve finansman desteğinden yoksun bir şekilde ayakta kalma mücadelesi veriyor. Trendyol Süper Lig’deki tek temsilci Göztepe kendi imkanlarıyla yoluna devam etmeye çalışırken, kent işletmelerinin sponsorluk ve reklam desteği yetersiz kalıyor. Tarihi başarılara sahip Karşıyaka, Altay ve Altınordu gibi köklü kulüpler kilit vurma noktasına gelirken; Menemen FK ile Altınordu’nun yaşadığı krizler spor kamuoyunu derinden sarsıyor. İzmirlilerin ve iş dünyasının takımlara yeterince sahip çıkmamasını eleştiren usta gazeteci Hasan Çölmekçi, Son Mühür TV YouTube Kanalı ekranlarında yayınlanan Gündem Masası programında kentin önde gelen kurumlarına ve iş insanlarına adeta ateş püskürdü.

İzmir’deki oda ve borsa başkanlarının kentin değerlerini koruma konusunda yetersiz kaldığını vurgulayan Hasan Çölmekçi, “Geçtiğimiz programlarda ben İzmir oda başkanlarını eleştirdiğimde ‘Sen ne yapıyorsun?’ demişlerdi. O zaman da demiştim ‘Bunların İzmir’e ne katkıları var?’ diye. İzmir iş dünyası sadece hükümete serzenişte bulunsun, sadece kendi kar paylarını düşünsün, sadece kendilerine yontsunlar her şeyi. Ama kentine sahip çıkmakla ilgili bir olay gündeme geldiğinde hiçbirini bulamıyorsunuz maalesef.” diyerek tepki gösterdi.

Kentin en büyük sanayi ve ticaret odalarının ellerindeki imkanları kulüpler için kullanmadığına dikkati çeken usta gazeteci, kentin simge ailelerini ve kurumlarını “İzmir Ticaret Odası, Ege Bölgesi Sanayi Odası, İzmir Ticaret Borsası… Bunların elinde büyük imkanlar var. Siz bu kulüplere sahip çıkamaz mısınız? Mahmut Özgener’in babası Esin Bey gerçekten Altay’ın efsane başkanlarından biriydi. Sonra Mahmut Özgener de geldi, bir aralar yardımları oldu kulübe. Federasyon başkanlığı yaptı ve kendisi de futbolun içinde olan birisi. Ama bakıyorsunuz, İzmir’in köklü ailelerinden Osman Kibar’ın torunu mesela… Bunların hepsi bir araya geliyor ama İzmir’e sonradan yatırım için gelen Folkart kadar bir yardımı olmuyor şehre…” sözleriyle eleştirdi.

Geçmişte Altay ve İzmir futbolu için servetini harcayan efsane yöneticileri hatırlatan Çölmekçi, yeni nesil iş insanlarının duyarsızlığı hakkında “Mesela Kemal Zorlu kendini verdi Altay için. Kardeşi de öyle… Paralarını aktardı bu insanlar. Bu efsane isimler gidince, vefat edince, bu isimlerin çocukları İzmir’in değerlerine sahip çıkamıyor. Kendi şirketleriniz var, kar oranlarınız çok yüksek, o şirketleri de geçtim… Sadece Ticaret Odası’ndan, sadece EBSO’dan bile gerekirse buraya sahip çıkacak projeler hazırlayabilirsin. Sen sürekli hükümetten kendine bir şeyler istersen olmaz. Sürekli kendilerini düşünüyor bunlar. Ama İzmir’in değerleri ortaya konduğunda ne koydunuz siz ortaya? İşte ben bunu eleştiriyorum.” dedi.

İzmir’de kazanıp desteğini başka kentlerin takımlarına ya da farklı alanlara kaydıran dev holdingleri de hedefine koyan Çölmekçi, “Arkas da aynı şekilde. Kültür-sanat yaptın tamam. Bağlar açıyorsun, restoranlar açıyorsun… İyi de sen Erzurumspor’a destek veriyorsun. Neden Altay’a sahip çıkmıyorsun? Bir İzmirli olarak üzülüyorum bu kulüplere.” şeklinde sözlerini tamamladı.

Kerim Küçük.

Günün Yazısı:Altay’ın tarihi, destek olan Sancak’ı da üç maymunu oynayan Özgener’i de unutmayacak!

İzmir’in köklü kulüplerinden Altay ve Karşıyaka İzmirlilerden yardım isterken, Altınordu ve Menemen Futbol Kulübü de ligden çekildi. Gördüğümüz kadarıyla da yardım çağrılarına İzmirliler pek karşılık vermediler. Siz bu gelişmelerle ilgili ne düşünüyorsunuz?
İzmirliler özellikle de Altay’ın ve Karşıyaka’nın önemli iş adamları bu çağrılara sessiz kaldılar. Bir tek can suyu olarak Folkart Grubu ve Mesut Sancak, Altay’a gerekli destekleri vereceklerini söyledi. İzmir’in köklü kulüplerinden sadece Altınordu’da farklı bir durum var, o da futbol anonim şirkette, dernek ayrı statüde devam etmektedir.

Karşıyaka ve Altay’a bakarsak, İzmir’in 100 yılı aşkın kulüplerinin bugün geldiği durum içler acısı halde. Bir İzmirli olarak insan, tarihi zaferlerle ve başarılarla dolu iki kulübe üzülüyor. Artık iflas noktasındalar ve İzmirlilerden destek istiyorlar. Ancak İzmirliler, destek konusunda “Görmedim, duymadım, bilmiyorum” şeklinde üç maymunu oynuyorlar. Burada sadece Folkart Yapı ve Mesut Sancak’ı ayırıyoruz. İzmir’de 20 yılı aşkın bir süredir faaliyet gösteren Folkart Grubu, sadece futbol alanında değil, farklı sosyal sorumluluk projelerinde de İzmirlilere her zaman destek olmuş bir markadır.

Folkart bir ara İzmirspor’a da destek sağladı, geçmişte Göztepe’ye de elini uzattı. Onun dışında da diğer İzmir kulüplerine de forma desteği vererek gerekli özveriyi gösterdi. Fakat en son geldiğimiz noktada Karşıyaka ve Altay kapısına kilit vuracak duruma geldiler. Transfer yapamıyorlar, borçlarını ödeyemiyorlar.
Bu kulüplerin geçmiş yöneticilerinin, hatalarının bedeli ne yazık ki bugün ödeniyor. Fakat artık geçmiş geçmişte kaldı, geleceğe bakmak zorundayız.

Mesut Sancak ve Folkart Yapı, en son Karşıyaka Basketboluna destek olarak, ligde kalmasını sağladı ve Karşıyaka futbola da destek olacağını belirtti.

GERÇEK ALTAYLILAR NEDEN SUS PUS!
Altay’ın son dönemlerde yaşadığı sıkıntılar, taraftarların ‘İzmirli uyuma Altay’ına sahip çık’ çağrısına Mesut Sancak’tan başka kimseden yanıt gelmedi. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Evet, İzmirlilerden destek istedi, ama ne yazık ki anlı şanlı Altaylıyız diye geçinen hiç kimseden bir ses çıkmadı. Tam Türkçesiyle hepsi bir anlamda arazi oldular. Burada Altay Genel Menajeri Atakan Atalay, çok güzel bir cümle sarf etti; “Tarih zor zamanda kulübünün yanında olanı da olmayanı da yazacaktır” dedi. Esasında bu mesaj başta Mahmut Özgener olmak üzere sesini çıkarmayanlaraydı.

Mahmut Özgener’in babası rahmetli Esin Özgener, Altay’ın unutulmaz başkanlarındandır ve kulübe canını verecek kadar da sevmiş, dokunmuş bir iş insanıdır. Ancak bugün baktığımızda İzmir Ticaret Odası Başkanı Mahmut Özgener, aynı babasının şevkiyle Altay’a destek çıkmamaktadır ve yol da göstermemektedir. Üzücü olan tarafı bu… İşte tam da burada insan, gerçek Altaylılar’ın neden sus pus olduğunu sorguluyor.
Mahmut Özgener, baba mirası olduğu için Altay’da başkanlık yapmıştır, sonra buradaki çalışmaları Özgener’i futbol camiası içinde belli bir noktaya getirmiştir ve TFF başkanlığına kadar taşımıştır.

ALTAY OLMASA ÖZGENER, HANGİ SIFATLA TFF BAŞKANI OLURDU?
Esasında Özgener, geçmişi için Altay’a çok şeyler borçludur. Neden, çünkü kendisini Türkiye Futbol Federasyonu gibi en imrenilecek göreve getiren Altay’dır. Yoksa Mahmut Özgener, hangi sıfatıyla TFF yönetim kuruluna ve başkanlığına gelecek bir unvana sahipti. İzmirli iş adamının oğluydu sonuçta. Hatta şunu bile söyleyebiliriz, Altay Başkanlığından sonra TFF Başkanlığı da bugünkü kariyerine basamak olmuştur. Yani İzmir Ticaret Odası Başkanlığı’na…

Bugünkü fotoğrafa baktığımızda Mahmut Özgener, iş insanı olarak çok büyüdü, gelişti. Fakat geçmişte büyük olan Altay da, bugünlerde zor duruma düştü. Mahmut Özgener’in şimdi şapkasını önüne koyup, “Bana çok şeyler vermiş ve bugünlere gelmeme sebep olan Altay’a ben ne yapabilirim diye” oturup düşünmesi gerekiyor. Özetlersek; Özgener, Altay sayesinde bugün çok farklı konumlara gelmiştir.

ÖZGENER FORMA REKLAM SÖZÜNÜ BİLE TUTMADI
Şöyle bir geçmiş yıllara bakıyorum, 2025 yılında çok zor günler geçiren Altay için Mahmut Özgener destek olacağını söylemiş. Arşivleri araştırdım, böyle bir destek olduğunu göremedim, yani forma reklamı vermemiş. Benim arşivlerde gördüğüm Avek Otomobil, Altay’a forma sponsoru olmuş. Avek Otomobil de Paşalı Grubu’na ait. Eğer ben burada herhangi bir destek verilip de gözden kaçırdıysam, Mahmut Özgener açıklama gönderebilir, biz de memnuniyetle yayınlarız.

SANCAK’IN MİSYONU HERKESE ÖRNEK OLMALI
Burada Folkart’a ayrı bir paragraf açmak lazım. Baktığımız zaman bu kuruluşun başta Altay olmak üzere herhangi bir spor kulübüyle herhangi bir bağı yok. Ancak Mesut Sancak’ın çok güzel bir sözü vardır, “Ben İzmir’den kazandıklarımın bir kısmını İzmir’e harcamak yükümlülüğündeyim” diyerek, İzmir’e bakış açısını çok güzel ortaya koymaktadır. Öbür yandan İzmir’in adını ve İzmirliliğini kullanarak, İzmir’in taşını toprağını satarak, bütün nimetlerinden faydalanan birçok iş insanı ortaya çıkıp da “hep beraber bizler neler yapabiliriz” diyemiyorlar.

Burada bir gerçeği de vurgulamamız lazım. Günümüzde, futbol ekonomisinin geldiği noktada elbette bir ailenin veya şirketin futbol takımını yaşatması mümkün değildir. Bundan 30-40 yıl önce belli aileler, biraz önce ismini vermiştik, İzmir’de kulüpleri desteklerlerdi ve başarı elde edilirdi. Ancak geldiğimiz noktada futbol ekonomisinin altından kalkmak mümkün değildir. Folkart’ın ve Mesut Sancak’ın yaptıkları, bu spor kulüplerine ancak can suyu vermektir. İlerleyen günlerde kulüpler yine zor duruma düşeceklerdir. O nedenle bir an evvel, şu anki kulüp yöneticileri bir araya gelip, ekonomik sıkıntılardan nasıl kurtulacaklarını, nasıl devam edeceklerini oturup analiz edip, devam etmeliler.

Benim gözümde bu yardımlar kör kuyuya atılmış bir taş misalidir. Çünkü Folkart’ın desteğiyle bu seneyi kurtardınız diyelim, peki seneye ne olacak? Bunlar geçici çözümler… Fakat geçici çözümler de olsa Karşıyaka ve Altay gibi kulüpler, isimleri bu kulüplerle özdeşleşmiş kişileri yanlarında görmek istiyorlar.

ARKAS BU YANLIŞTAN DÖNER, İZMİR SPORUNA DESTEK SAĞLAR
Öte yandan kamuoyunda başka bir sponsorluk da İzmir taraftarının tepkisine neden oldu. Arkas, Erzurumspor’a sponsor oldu. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Arkas’ın İzmir’e kattıkları tartışılmaz, özellikle kültür sanat alanında başta Lucien Arkas olmak üzere, Arkas grubuna İzmirlilerin teşekkür etmesi gerekiyor. Tabii Erzurumspor’a sponsor olması da ayrı bir tezat teşkil eder. İzmir spor kulüpleri bu kadar zor günler geçirirken, gidip Erzurumspor’a destek olmak ayrı bir soru işaretidir. Geçmişte İnci Akü de Boluspor’a forma reklamı vermişti. İzmir kamuoyunda bu da eleştirilmişti, çünkü İnci Grubu İzmir’in en büyük dünya çapında firmasıdır. Ne yazık ki bu şehirde bazen böyle durumlar olabiliyor. Kendi şehri dururken, başka şehre destek veren kuruluşlar çıkıyor. Ama Arkas, mutlaka bu durumu düzeltir. Sanat ve kültür anlamında birçok yeri restore ederek İzmir’e kazandıran, geleceğe taşıyan Arkas, bu yanlıştan döner ve gerekli desteği verir.

Kaynak Erol Yaraş Kanal Ben

Kerim Küçük.

Günün Yazısı:Futbolun Anadolu’da doğduğu kent İzmir, varlık mücadelesi veriyor

Türk futbolunun beşiği, ilklerin şehri ve bir zamanların sporcu fabrikası İzmir, bugün tarihinin en sessiz dönemlerinden birini yaşıyor. Futbolun Anadolu topraklarına 1890 yılında Bornova’dan giriş yaptığı, ilk resmi tüzüklü kulüplerin bu liman kentinde kurulduğu düşünüldüğünde, kentin şu anki durumu sadece sportif bir başarısızlık değil, devasa bir ekonomik ve kurumsal çöküşün fotoğrafıdır.

İzmir futbolunun altın çağı olarak anılan 1960-1975 yılları arasında; Avrupa’da ülkemizi temsil etmiş birçok takımı olan kent, 1980 sonrası futbolun geçirdiği endüstriyel ve finansal dönüşümle birlikte, bu güçlü yapısını kaybetti.

Futbolun küresel bir finansal operasyona dönüşmesi, İzmir kulüplerini hazırlıksız yakaladı. İstanbul kulüpleri sermayelerini katlarken, İzmir takımları finansal disiplinsizlik ve borç yükü altında ezildi. Kısa vadeli transfer politikaları, gününü kurtaran yönetim anlayışıyla birleşince sürdürülebilir başarı imkansız hale geldi. Yönetimler değişti ancak sorunlar aynı kaldı, kulüpler FIFA dosyaları, transfer yasakları ve hacizlerle uğraşırken sportif başarı kaçınılmaz olarak ikinci plana itildi.

Kurumsal yapı, sponsorluk, dijital pazarlama, marka değeri, veri analizi ve yatırımcı ilişkileri başarının temel dinamiklerini oluşturuyor. İzmir’in birçok kulübü hala geçmişin geleneksel yönetim anlayışıyla hareket ederken, rakip şehirler çok daha profesyonel modeller geliştirdi.

Altyapı ihmali de can alıcı noktalardan biri olarak önümüzde duruyor. Yıllarca Türk futboluna yıldız oyuncular kazandıran Altay, İzmirspor ve Altınordu gibi İzmir kulüpleri, modern futbolun gerektirdiği yatırımları sürdüremedi. Bugün altyapıdaki yetersizlikler nedeniyle genç yetenekler daha küçük yaşlarda İstanbul veya Avrupa kulüplerine yöneliyor. Altınordu’nun son yıllardaki öz kaynak devrimi önemli bir ışık olsa da, genel tablodaki tesisleşme ve finansman eksikliği, şehri dışa bağımlı hale getirdi. Kulüplerin dernek statüsünde kalması ve taraftar baskısına dayalı kararlar alması, İzmir’in Süper Lig ile olan bağını kırılgan bir ilişkiye mahkum etti.

Binlerce taraftarı bulunan Altay’ın, Karşıyaka’nın, Altınordu’nun ve diğer köklü kulüplerin alt liglerde ekonomik sıkıntılarla mücadele etmesi yalnızca İzmir’in değil, Türk futbolunun da kaybıdır.

Profesyonel ligde mücadele eden takımlarımızda, geldiğimiz noktada; Karşıyaka Nesine üçüncü ligde var olma mücadelesi veriyor, Altay’a kayyum atanmak üzere, Altınordu Nesine ikinci ligden çekilip bir alt lige düştü, Menemen FK imkansızlıklarla boğuşuyor, Buca Spor diğerlerinden farksız değil, Tire 1922 FK isim değişikliğine giderek yoluna Gaziemir Spor olarak devam edecek.

Bu karanlık tabloda sevindirici tek istisna ise Göztepe oldu. Kurumsal yönetim modeli, tesis yatırımları ve doğru sportif planlamayla Trendyol Süper Lig’de yeniden güçlü bir konuma ulaşan sarı-kırmızılı ekip, doğru yönetim ve uzun vadeli stratejilerin başarı getirebileceğini kanıtlayarak, sadece İzmir’e değil ülke futboluna örnek oldu. İzmir futbolu aslında, bir spor hikayesi olmasının yanı sıra şehrin kültürü, kimliği ve ortak hafızasıdır. Bir zamanlar Türk futboluna yön veren İzmir, geçmişle övünmek yerine geleceği akılcı bir şekilde planlarsa, bugünkü tabloyu değiştirir ve hak ettiği görkemli yeniden doğuşu yaşayabilir.

Kaynak Yaşar Kuş Nasıl Bir Ekonomi Gazetesi Yazarı

Kerim Küçük.

İGC’DEN 80. YILDA MUHTEŞEM GECE

Spor Fotoğrafı Ödülü Doğancan Bingöl / Yeni Asır Gazetesi / İzmir’de sessiz gece Karabağlar Belediye Başkanı Helil Kınay Ödül Aldı.

Kerim Küçük.

İzmir basınının acı kaybı: Çetin Gürel yaşamını yitirdi

İzmir basınının önemli isimlerinden, Gözlem Gazetesi’nin kurucusu ve imtiyaz sahibi gazeteci Çetin Gürel hayatını kaybetti. Yarım asrı aşan meslek hayatı boyunca ulusal ve yerel basında üst düzey yöneticilik yapan duayen gazetecinin vefatı, basın camiasında üzüntüyle karşılandı.

İzmir basın camiasının önemli isimlerinden Gözlem Gazetesi İmtiyaz Sahibi Çetin Gürel vefat etti. Yarın İkindi Namazını Müteakip Hocazade Camii’nde Kılınacak Cenaze Namazı Sonrasında Narlıdere Aşağı Mezarlıkta Toprağa Verilecek.

izmirsporu.com Olarak Allah Rahmet Eylesin Mekanı Cennet Olsun İzmir Basınına Başsağlığı Diliyorum.

Kerim Küçük.

Günün Yazısı:TÜRK FUTBOLUNUN ÇARPIK DÜZENİ

Türk Futbolunun Çarpık Düzeni: Üstü Paris, Altı Somali!

Ülke olarak ekonomik olarak tarihin en zorlu virajlarından birinden geçiyoruz. Enflasyon bel büküyor, geçim sıkıntısı her evin baş köşesinde oturuyor, tasarruf tedbirleri havada uçuşuyor. Ancak ne hikmetse, bu ülkenin havasından mıdır suyundan mıdır bilinmez, futbol dünyasına adım attığınız an ekonomik kriz bir anda buharlaşıyor! 

Özellikle Üç İstanbul takımı söz konusu olduğunda, her yaz karşımıza çıkan o astronomik transfer bütçelerini, milyon euroluk kontratları hayretler içinde izliyoruz. Peki, Avrupa’da kayda değer hiçbir başarımız yokken, kulüplerin gelirleri (yayın hakları, biletler, mağaza satışları) ortadayken bu değirmenin suyu nereden geliyor? Bu harcanan paralar gerçek mi, yoksa geleceğimizi ipotek altına alan devasa bir hayal mi?

Gelin, Türk futbolunun bu akılalmaz tezatlığını dürüstçe konuşalım.

Geliri TL, Gideri Euro Olan Bir İllüzyon

Dünyanın hiçbir rasyonel ekonomisinde böyle bir matematik bulamazsınız. Naklen yayın gelirleri her yıl eriyen, tribün gelirleri TL bazında olan kulüplerimiz; yaşını başını almış, Avrupa’da misyonunu tamamlamış yıldızlara yıllık 5-10 milyon Euro garanti ücretler dağıtıyor.

Avrupa sahnesinde Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final, yarı final göremiyorsun, kupaları müzene getiremiyorsun; yani ortada o parayı amorti edecek bir “başarı geliri” yok. O zaman bu harcanan paralar nereden geliyor? Sponsorların gizli fonlarından mı, bankalar birliği yapılandırmalarından mı, yoksa “benden sonrası tufan” diyen popülist yönetimlerin kulübün sırtına yüklediği hayali borçlardan mı? Bu tam anlamıyla günü kurtarma çılgınlığıdır.

Yukarıda bu pembe dizi oynanırken, kafanızı biraz aşağıya, alt liglere çevirdiğinizde karşılaştığınız manzara tam bir trajedi. Süper Lig’in alt sıraları, 2. Lig ve 3. Lig kulüpleri adeta hayatta kalma savaşı veriyor.

Aylarca maaşını, primini alamayan, ev kirasını ödeyemeyen alt lig futbolcuları, 

Malzeme eksikliğinden idmana çıkamayan, deplasman otobüsünün yakıtını taraftarın topladığı kulüpler,

Ve tüm bu imkansızlıklar içinde, sırf iki hafta üst üste maç kaybetti diye faturası kesilip tazminatsız kapının önüne konan, harcanan teknik direktörler…

Yukarıda bir oyuncunun menajerlik ücretine verilen parayla, aşağıda koca bir ligin bir yıllık bütçesi dönüyor. Bu sadece bir futbol sorunu değil, bu çok ciddi bir sosyal adalet sorunudur.

Peki kulüpleri bu akılalmaz duruma ne itiyor? Cevap basit:Sosyal medya baskısı ve popülizm. Yönetimler, taraftarın sosyal medya üzerinden kurduğu “Transfer nerede?” baskısına direnemiyor. Koltuğu kaybetme korkusu, kulübün geleceğini kaybetme korkusunun önüne geçiyor.

Havalimanında meşale yakıp şov yapmak, mali genel kurulda borç açıklarken terlemekten daha kolay geliyor. Ama unutulmamalı ki; o parıltılı uçaklar havalimanına inerken, alt liglerde futbolun fabrikası, yani altyapılar ve Anadolu kulüpleri sessizce can çekişiyor.

Son Söz:Bu Değirmen Elbet Duracak

Futbolu sadece Üç İstanbul takımının transfer şovundan ibaret sananlar büyük bir yanılgı içinde. Kökü kurumuş, alt ligleri enkaz haline gelmiş bir futbol ağacının tepesinde taze meyve yetişmez.

Yukarıda harcanan o akılalmaz paralar, Türk futbolunu kurtarmıyor; aksine aradaki uçurumu derinleştirip sistemi tamamen çürütüyor. Biz bugün o milyon euroluk transferlerle avunurken, aslında Türk futbolunun cenaze namazına harç taşıyoruz. Artık uyanma ve bu çarpık düzene “dur” deme vakti geldi de geçiyor.

Kaynak Taner Otlak Bülten İzmir

Kerim Küçük.

Günün Yazısı:İzmir futbolunun kalbine indirilen darbe:Altınordu’nun vedası

Futbolun bu topraklardaki beşiği, ilk meşalenin yakıldığı yerdir İzmir. 
Ancak gelin görün ki, şimdilerde o şanlı tarihin gölgesinde, adeta bir futbol çölleşmesi yaşıyoruz. Son olarak futbol kamuoyunun gündemine bomba gibi düşen o haber, sadece bir kulübün değil, koskoca bir futbol ekolünün havlu attığının resmi belgesidir: Altınordu ligden çekildi!

Evet, yanlış okumadınız. Türk futboluna Çağlar Söyüncü’leri, Cengiz Ünder’leri armağan eden, “Bu toprakların çocuklarından dünya yıldızları çıkaracağız” diyerek ezber bozan o koca çınar, Nesine.com 2. Lig’deki profesyonel faaliyetlerine son verdi.

“Artık yorulduk” demek ne demek?

Göztepe Onursal Başkanı Mehmet Sepil’in kulübü devralıp bir pilot takım projesi yürüteceği iddiaları kulaktan kulağa yayılırken, perdenin arkasından bambaşka bir dram çıktı. Altınordu yönetiminin yaptığı açıklama aslında Türk futbolunun mevcut düzenine çakılmış bir tokattır.

Ne diyor yönetim? 

“Tam 1 yıl boyunca yatırımcı aradık, bulamadık… Artık yorulduk!”

2012 yılından bu yana, tam 14 yıl boyunca taşıma suyla değirmen döndürmeye çalışan, üretmekten başka gayesi olmayan bir yönetim “Yorulduk” diyerek köşesine çekiliyorsa; burada durup düşünmesi gereken Altınordu değil, bu kentin dinamikleridir.

Nüfusu 5 milyona dayanan, sanayisiyle, ticaretiyle ülkenin lokomotifi olan İzmir, vizyoner bir projeye omuz verecek tek bir yatırımcı, tek bir sponsor çıkaramadıysa, bu hepimizin ortak ayıbıdır.

Öz kaynağa dönüş mü, zorunlu bir teslimiyet mi?

Kulüp, profesyonel liglere veda ederken tamamen çocuk futboluna (7-15 yaş) odaklanacağını, Edirne’den Van’a kadar bu toprakların çocukları için mücadeleye devam edeceğini söylüyor. Akademi faaliyetlerinin korunacak olması, kurumsal enerjinin buraya aktarılacak olması elbette teselli ikramiyesidir.

Ancak sorarım size: A takımı, yani hedef sahnesi olmayan bir akademide çocukları hangi vizyonla tutacaksınız? Gençlerin ter döktüğü, hayalini kurduğu o profesyonel vitrin kırılmışken, altyapıyı tek başına ayakta tutmak ne kadar sürdürülebilir olacak? Bunu zaman gösterecek.

İzmir futbolunun hazin tablosu

Altınordu’nun bu radikal kararı, İzmir futbolunun içine düştüğü o büyük buhranı bir kez daha gözler önüne serdi. Şöyle bir dönüp bakalım etrafımıza:
Cumhuriyetle yaşıt koca İzmirspor, tam 16 yıldır Süper amatör lig bataklığında var olma savaşı veriyor.

Tarihi çınar Karşıyaka, Nesine.com 3. Lig’in prangalarından bir türlü kurtulamıyor.
Bucaspor ve Menemen FK Nesine.com 2. Lig’de kendi yağlarında kavrulmaya çalışıyor.

Koskoca kentin Trendyol Süper Lig’deki tek temsilcisi ise yalnız başına bayrağı taşımaya çalışan
Göztepe…
Süper Lig’in kurulduğu ilk sezondaki 16 takımdan biri olan, geçmişinde 6 İzmir Ligi şampiyonluğu barındıran Altınordu’nun havlu atması, sadece bir kulüp içi tercih değil; İzmir’in spordaki sahipsizliğinin tescilidir.

Son söz: Futbolun ilk oynandığı kent olmakla övünmeyi iyi biliyoruz. Ancak geçmişin mirasını yemeyi bırakıp bugünün gerçekleriyle yüzleşmediğimiz sürece, daha çok kulübümüzün “Biz yorulduk, çekiliyoruz” deyişini izleriz. Altınordu’nun profesyonel liglerden çekilmesi İzmir adına büyük bir utanç, Türk futbolu adına ise kapkara bir sayfadır. 

Yazık, çok yazık…

Kaynak Mehmet Demirtaş Ege Olay

Kerim Küçük.