TSYD ailesi Urla’da buluştu

Türkiye Spor Yazarlar Derneği İzmir Şubesi (TSYD) Dün Akşam Urla’da yaza veda yemeğinde bir araya geldi. TSYD İzmir Şubesi Urla Olimpik Yüzme Havuzu’nda İzmir Şube Başkanı Bahri Okumuş ev sahipliğinde, organize edilen geceye TSYD Genel Başkanı Oğuz Tongsir, genel merkez yöneticileri Nuri İmre, Suavi Yardımoğlu, İzmir Gazeteciler Cemniyeti Başkanı Dilek Gappi, CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel üyeler ve aileleri katıldı.

Kerim Küçük.

Göztepe Ve İzvak Acı Günü

Göztepe Eski Başkanı Ve İzvak Danışma Kurulu Üyesi Hamdi Türkmen (70) Uzun süredir kanser tedavisi Vefat Etti. 11.00 İGC Basın Merkezi Tarihi Havagazı Fabrikası Yerleşkesi
12.00 Göztepe Spor Kulübü Kulüp Binası Önü
13.22 Öğle namazı Karataş Hamidiye Camii Kaldırılacak. İzmirsporu Olarak Allah Rahmet Eylesin Mekanı Cennet Olsun Göztepe Ve İzvak Başsağlığı Diliyorum.

Kerim Küçük.

Gaziantep-Göztepe maçı sonrası 100 haberi inceledik: Yerel medyanın haber dili daha olumlu

Süper Lig’de hafta sonu oynanan Gaziantep-Göztepe maçına iki takımın “Fair Play” jestleri damga vurdu. Ulusal, yerel ve yurt dışı medyada bu maçı konu alan 100 haberde kullanılan dili inceledik. İzmir ve Gaziantep medyası, %85’in üstünde olumlu bir dil kullandı. Ulusal medyada ise bu oran %75’e düşüyor.
Fair Play kavramına medyanın bakışını spor gazetecileriyle ve akademisyenlerle konuştuk. Onlara göre Fair Play bilincinin yerleşmesi için medyanın “reyting kaygısını” bir kenara bırakması, ayrıca sadece gazetecilerin değil, tüm toplumun “fair” (adil) olması gerekiyor.
Spor Toto Süper Lig Ahmet Çalık Sezonu’nun 34’üncü haftasında, 23 Nisan 2022’de oynanan Gaziantep FK – Göztepe SK maçı, “Fair Play” (adil oyun) tarihine de geçti.
Yer Gaziantep Kalyon Stadyumu… Maçın 90. dakikası 0-0 eşitlikle geride kalırken hakem 4 dakikalık kayıp zamanı işaret etti.
Dakikalar 90+2’yi gösterirken bir sakatlık nedeniyle yapılan hakem atışının hemen ardından İzmir ekibi Göztepe topu hızla karşı kaleye gönderdi ve direkten dönen topu santraforları Adis Jahovic tamamlayıp Gaziantep filelerini havalandırdı: 1-0
Sarı-kırmızılı ekip 1-0 öne geçmişti, ama Gaziantepli oyuncular, hakem atışının bu şekilde kullanılmasının adil olmadığını savunarak itiraz ediyordu. İşte Fair Play rüzgarı tam bu dakikadan sonra esmeye başladı.
Göztepe kasten gol yedi, Gaziantep bilerek penaltıyı auta attı
Maçı heyecanla izleyen seyirciler, Gaziantep’in golden sonra yaptığı santra vuruşundan hemen sonra sahadaki Göztepe oyuncularının tepkisiz kaldığına şahit oldu.
Göztepeli futbolcular da rakiplerinin tepkisine hak vermişti ve Fair Play adına skorun yeniden eşitlenmesi için Gaziantep hücumunu kesmeme kararı almıştı. Gaziantepli futbolcu Joao Figueiredo bu sayede rahatça Göztepe kalesine kadar geldi ve skoru eşitledi: 1-1
Dakikalar 90+4’ü gösterdiğinde ise Gaziantepli Figueiredo, Göztepe ceza sahasında kalecinin müdahalesi sonucunda yerde kaldı. Maçın hakemi Mustafa Kürşat Filiz penaltı noktasını gösterdi.
Fair Play jesti için sıra Gaziantep’teydi. 90+5’te penaltı kullanmak için topun başına geçen Muhammet Demir, Gaziantep tribünlerinin çağrısını yerine getirdi ve topu dışarı attı. 1-1 sona eren maç sonucunda Göztepe, 2016-2017’de çıktığı Süper Lig’den 2021-2022 sezonunda küme düşmüş oldu.
Spor medyası 5 gündür bu maçta olanları ve ardından yaşanan gelişmeleri haberleştiriyor. Bazı haberlerde bunun “dünya Fair Play tarihine geçecek bir hareket” olduğu iddia edildi. Bazılarında ise “centilmenlik adı altında skandal” diye tepki gösterildi ve hatta “şike” imasında bulunuldu.
Peki, Gaziantep-Göztepe maçındaki Fair Play vakası, spor medyasında daha çok olumlu mu, yoksa olumsuz bir dille mi yer aldı? Nasıl bir çerçeveleme yapıldı?
Bu soruları yanıtlamak için maçı konu alan haberlerden rastgele 100’ünü seçtik. Ağımıza 72’si ulusal, 2’si yurt dışı, 14’ü Gaziantep, 8’i İzmir, 4’ü de farklı şehirlerin yerel internet sitelerindeki haberler takıldı.
Haberlerin %78’sinde Fair Play vakası olumlu bir dille okura sunuldu
Genel manzara çok kötü görünmüyor. 100 haberin 78’sinde olumlu bir dil kullanıldı. Yerel medyada olumlu dil ortalaması daha yüksek (İzmir için %88, Gaziantep için %86, diğer 4 şehrin yerel medyası için %100). Ulusal medyada oran %75 ile ortalamanın altına düşüyor. İngilizce iki haberin biri olumlu, biri olumsuz çerçeveleme yaptı.Peki uzmanlar, Fair Play’in spor medyasında nasıl işlendiğini düşünüyor? Fair Play ruhunu topluma haberlerle yaymak mümkün mü? Yoksa ancak toplum “fair” (adil) olursa mı medya da bu ruhu temsil edebilir?
Banu Yelkovan: “Haber dili ve başlıklar, olumsuz davranışları kışkırtıyor”
Spor yazarı Banu Yelkovan, Fair Play anlayışına aykırı davranışların engellenmesi adına medyaya düşen görevlerden bahsetti. Haberi takip etmenin önemine vurgu yapan Yelkovan şunları söyledi:
Sporda şiddet, ayrımcılık, saldırganlık, doping, şike vb. konular olduğu sürece medyada da bunların yansımaları olacaktır. Medya bunları daha az yansıtarak değil, aslında olan hikâyeleri doğru ve tarafsız şekilde ve kullanılan dile hassasiyet göstererek farkındalık yaratmak suretiyle engellenmesinde rol üstlenebilir bence. İnsanlarda farkındalık oluşturmak zaten başlı başına önemli bir rol. Fikri takip yaparak haberin gidişatını takip etmek çok önemli bir rol. Tabii medya derken işini doğru yapan kesimden bahsediyorum. Özellikle saldırganlık ve ayrımcılık çerçevesinde, bazen medyanın da kullanılan dil, seçilen başlıklar ve ifadelerle bu olumsuz davranışları kışkırttığını görüyoruz. Burada denetleyici mesleki dernekler ve gazetelerin kendi içlerindeki ombudsman mekanizmaları olabilir. Herkes kendi görüşüne uyan mecraları takip ettiği için artı okura bile rol yükleyemiyoruz maalesef.
“Medya, değişen çağda ayakta kalma savaşı veriyor”
“Fair Play’e katkı yapmak bence tam olarak medyanın sorumluluğunda değil” diyen Yelkovan, şöyle devam etti:
Fair Play olan ve olmayan durumları kamuya en doğru şekilde, tarafsızca yansıtmak medyanın sorumluluğunda. Ama medyanın amacı haberi en doğru şekilde kamuya ulaştırmak olmaktan çıkalı çok oldu. Medya da değişen çağda ayakta kalma savaşı veriyor bir yandan. Bu yüzden tırnak içinde söylüyorum, “satmak” için ya da “reyting kaygısıyla” bazı şeyler yapıldı, yapılıyor, yapılacaktır. Bunu doğru bir tavırdan ziyade bir durum saptaması olarak görebilirsiniz.
Medyanın satış rakamları ortada. Haberin mecrası değişiyor, medya dijitalleşiyor ve kabuk değiştiriyor. Öte yandan kötü örneklere bakarken son zamanlarda sadece hafta sonları çıktığı hâlde kendi okurunu hemen bulan Oksijen gibi yeni gazeteler ya da Socrates gibi senelerdir doğru spor yayıncılığını ilke edinmiş yayınlar da var. Medya dediğiniz de tek bir şeyden ibaret değil. Kısacası Fair Play çok önemli bir konu ancak başlangıç noktası her şeye rağmen medya değil.
Emre Tanrıver: “Fair Play’e aykırı bir durum, iyi bir Fair Play örneğinden daha hızlı yayılıyor”
GZT Spor Dijital Yayın Yönetmeni Emre Tanrıver medyada olumsuz bir dille sunulan Fair Play haberlerinin daha çok alıcısı olduğuna dikkat çekerek şu ifadelere yer yerdi:
Açıkçası ülkemizde olumlu anlamda Fair Play haberi fazla göremiyoruz, çünkü olmuyor. Ama olduğu zaman da bunun dijital ve konvansiyonel medyada yeteri kadar yayıldığını düşünüyorum. Özellikle dijital medya sayesinde, normalde hiç haberimizin olmayacağı bir olay saniyeler içinde önümüze düşebiliyor. Önce internette yayılıyor, ardından televizyon ve gazetelerde kendine yer buluyor. Fair Play’e aykırı davranışlar daha fazla olduğundan, medyada daha çok karşımıza çıkıyor doğal olarak. Ve açıkçası daha fazla alıcısı var. Çünkü kaos, dikkat çekicidir. Bu nedenle Fair Play’e aykırı bir durum, iyi bir Fair Play örneğinden daha hızlı yayılıyor, daha çok etkileşim alıyor ve daha çok izleniyor. Medya yeterli bilgi akışını sağlıyor ama birbirine zıt iki durumun tüketilme oranı arasında çok fark var.
Medyanın Fair Play’e katkısının “daha faydalı” olması gerektiğini de dile getiren Tanrıver, şunları söyledi:
Olumlu Fair Play örneklerinin medyada sıkça yer bulması, toplumu iyiye teşvik eder. Fakat bunun için öncelikle gerçekten olumlu örneklerin çoğalması gerekir. Sonuçta medya, olmayan bir şeyi haberleştiremez. Tabii şunu da eklemek lazım: Fair Play’in hangi branşta meydana geldiği önemli olmamalı. Hentboldaki bir örnek de futbol kadar ön plana çıkarılmalı. Etkileşim ya da reyting kaygısı değil, iyiliği yayma kaygısı olmalı. Bir medya mensubu olarak özeleştiri de yapmalıyım: Türk spor medyası, daha çok Türk futbol medyası gibi hareket ediyor. Bu nedenle futbol dışındaki branşlara yeteri kadar yer verilmiyor. Buradan hareketle, medyanın Fair Play’e katkısını yok saymasam bile “daha faydalı olabilir” diyorum.
Prof. Dr. Donuk: Fair Play’e katkı sağlayan medya mensubu fazla değil
İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Spor Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) Fair Play Komisyonu 2’nci Başkanı Prof. Dr. Bilge Donuk, Fair Play ruhuna katkı sağlayan medya mensuplarının az olduğuna dikkat çekti. Medyada, şiddet duygusunu körükleyecek ifadelerin yer almaması gerektiğini belirten Donuk şunları söyledi:
Milyonlarca kişinin televizyonda seyrettiği ve gazetelerde yazılarını okuduğu medya mensuplarının ağızlarından ve kalemlerinden çıkacak her kelime oldukça önemlidir. Çünkü bu kişiler, geniş kitlelerle iletişim içinde bulunan ve bu kitleleri etkileyecek güce sahiptirler. Yazılı ve görsel spor basınında Fair Play anlayışının ön plana çıkarılması, atılan manşetlerde, yorum ve yazılarda taraftarlara olumlu mesaj verilmesi, özellikle şiddet duygusunu körükleyecek ifadeler yerine sevgi, saygı ve hoşgörüye dayalı bir iletişim kurulması sağlanmalıdır.
Bu konuda Fair Play’e katkı sağlayacak anlayışla hareket eden medya mensupları komisyonumuz tarafından ödüllendirilmektedir. Bu kişilerin sayısının çok fazla olduğunu söylemek mümkün değil. Ülkemizde sporun ve spor ekonomisinin gelişmesini istiyorsak başta medya mensupları ve yöneticiler olmak üzere sporun tüm paydaşlarının şiddet ve öfke dilini tercih eden, taraftarları kışkırtan açıklamalarından vazgeçmeleri gerekmektedir.
Komisyon olarak Fair Play olgusunu ülke genelinde yaygınlaştırmak amacıyla Türkiye Fair Play Ödülleri verdiklerini ifade eden Prof. Dr. Donuk, sportif ve toplumsal dallarda dağıtılan bu ödüllerin sebepleriyle birlikte medyada yer alması gerektiğinin önemine de vurgu yaptı. “Fair Play Komisyonu’nun ana hedefi; Fair Play sözünü, ruhunu Türkiye’nin en ücra köşesine kadar duyurmak, toplumsal ve sportif alanda Türk halkını Fair Play’e özendirmek ve topluma Fair Play’i yaşam biçimi olarak kabul ettirmektir” diyen Donuk, “Fair Play sadece spor sahalarında değil toplumsal yaşantımız içerisinde kurallara uymayı, başkalarının haklarına saygı göstermeyi ifade etmektedir. Verilen her ödül bir örnek teşkil etmekte ve benzer davranışların sonraki günlerde arttığını gözlemlemekteyiz” ifadesini kullandı.
Kenan Karcı: “Fair” bir toplum yaratmadan sporda adalete ulaşmak zor
Akşam Gazetesi Spor Müdürü Kenan Karcı ise medyada Fair Play örneklerinin daha da çoğaltılması adına şunları söyledi:
Üzülerek vurgulamam gerekir ki sporun endüstrileşmesi ve bunun getirdiği ekonomik güç ihtiyacı ciddi bir yozlaşmaya da neden oluyor. “Kazanmak için her yol mübahtır” anlayışının meşruiyet kazandığı bir ortamda, sporun ruhunu yok eden böyle güzel örnekler de azalıyor. Yine üzülerek belirtmem gerekir ki geçen sezonun genelini kapsayan inceleme, tüm spor dallarındaki bahis şikesi kapsamının 124 milyon poundla bütün zamanların rekorunu kırdığını gösteriyor. Tablonun bu kadar kötüye gitmesi, sporu seven insanları umutsuzluğa sürüklememeli. Ancak bu durumu olumluya çevirmek için aileden başlayarak meşhur reklamda olduğu gibi “eğitimin şart olduğuna” vurgu yapmamız gerekir. Fair bir toplum yaratmadan sporda adil bir hedefe ulaşmak da zor.
Karcı, “Medyada yöneticilik yapan biri olarak Türkiye’de medyanın Fair Play’e katkısının yeterli olduğunu düşmüyorum. Kuşkusuz içimizde münferit örnekler var ama medyanın da tavrı, ‘Vur, kır, parçala, bu maçı kazan!’ ekseninde. Toplumun en etkili iletişim dili olan spor ve özellikle futbol üzerinden gelişen ve herkesin ‘kendi tarafı’ olan bir kanaldan çok sağlıklı mesajlar üretildiğini söylemek zor” diyerek sözlerini tamamladı.
Doç. Dr. Çavuşoğlu: Reyting kaygısı bir kenara bırakılmalı
İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Spor Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Selçuk Bora Çavuşoğlu ise medyanın yalnızca futbola değil, diğer branşlara da önem vermesi gerektiğini vurguladı. Çavuşoğlu ayrıca, Fair Play bilincinin oluşması adına medyanın reyting kaygısını bir kenara bırakması gerektiğini de söyleyerek şu ifadelere yer verdi:
Spor medyası, günümüzde maalesef futbol merkezli hareket ediyor. Spor programları %90 futbol üzerine yayın yapıyor. Gazetelerde de durum farklı değil. Özellikle spor gazetelerinin neredeyse tamamı futbol haberlerine ayrılıyor. Farklı branşlardan sporcuları ancak uluslararası bir sportif başarı olduğunda haber yapıyorlar. Hâlbuki her gün onlarca farklı spor branşı altında birçok sporcu mücadele etmekte, birbirleriyle yarışmaktadırlar.
Fair Play bilincini toplum genelinde oluşturmak için medya, reyting kaygısını bir kenara bırakarak diğer branşlara da yer ayırdığı gün, hem toplumda spor bilinci gelişmeye başlayacak hem de seyir zevki en az futbol kadar olan diğer spor branşlarında mücadele eden sporcuların adil oyun felsefesinde sportmence yaptıkları mücadelelerin Fair Play’e olan katkı ve yansımaları spor medyası sayesinde sporseverlere ulaşacaktır.
Semra Demirer: Fair Play haberleri toplumu iyileştirir
2019 yılında Dünya Fair Play Konseyi (CIFP) tarafından “Kariyer” dalında “Şeref Diploması” ile ödüllendirilen Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Fair Play Komisyonu Danışma Kurulu Üyesi ve Kayserispor AR-GE ve Projeden Sorumlu Başkan Vekili Ve Ünsped Genel Koordinatörü Yukatel Kayserispor AR-GE Ve Proje Sorumlusu Semra Demirer, “Türkiye Fair Play Ödülleri’nin medyada daha çok yer alması güzel örneklerin artmasını sağlıyor” dedi ve şunları ekledi:
Fair Play olgusu, felsefesi ve düşüncesi toplumu iyileştirmek adına medyada daha çok yer almalı. Yaşam biçimi ve kültür hâline gelmesi sağlanmalı. Medya, olumsuz örnekleri vermek yerine, iyileştirici özelliği olan olumlu örnekleri çağrıştıran ve destekleyen haberlere yer vermeli. Bu tarz haberleri, tüm basın yayın organlarında daha çok görmek ve duymak bu kültürün oluşmasını, toplumsal olgu ve kültür haline gelmesini hızlandıracaktır.
Ben bir eğitimci ve Fair Play gönüllüsü olarak yaşamımın her alanında bu düşünceyi sonuna kadar uygulamaya gayret ediyorum. Yönettiğim, görev aldığım,  hizmet verdiğim tüm sektör ve kurumlarda sporcularıma, öğrencilerime ve yetişkinlere iyilik, güzellik ve doğruluk yani Fair Play kültürünü benimsemelerini ve bu prensiplerle yol almalarını ısrarla öneriyorum. Yaşamdaki tüm seçimleriniz, “iyiye, doğruya, güzele” olsun.

Kerim Küçük.

Günüm Yazısı:Haydi İzmir göster gücünü!

UEFA sıralamasında ilk 20’nin altına düşen futbolumuz ölmüş de ağlayanımız yok!
Yıllardır; Türk futbolunda en çok tartışılan hakemler ve verdikleri kararlar. Ülkemizde futbol oyununda, taktik, teknik, antrenörlerin başarısı ve başarısızlığından çok hakemler konuşuluyor.
Son yaşananlara baktığımız zaman da “Biz futbol değil tiyatro izliyormuşuz” demekten kendimizi alamıyoruz.
Ligimizin marka değeri yerlerde ve takımlarımızın çok büyük çoğunluğu boş tribünlere oynuyor.
Ve sonuç…
Geçtiğimiz ay 13 hakem görevinden alındı. Yer yerinden oynadı. Ardından tahkim bu duruma el koydu ve alınan kararı geçersiz saydı.


3 TFF yöneticisi istifa etti.
TFF başkanı istifa etti.
Bir sezon bitmeden MHK 2 kez istifa etti.
MHK başkanı, “Bazı hakemler şaibeli, görev vermiyorum” diyor. Ama devamını getirmiyor.
Ne yaptı bu hakemler?
Maç mı sattı? Ligi mi dizayn ettiler? Hiçbir açıklama yok!
TFF’nin tuttuğu danışman Jaap Uilenberg bile, ‘Şaibe var’ diyor ve istifa ediyor.
8 Mart’ta 12 hakemin “aforoz” edilmesiyle başlayan, Tahkim Kurulu kararı ile yeni bir kaosun eşiğine gelen Türk hakemliği, Merkez Hakem Kurulu (MHK) Başkanı Ferhat Gündoğdu ve ekibinin istifası ile yeni bir boyuta geçti. Son bir haftadır VAR kayıtlarının talimatlara aykırı olarak dinlenmesiyle ilgili iddialar gündemi meşgul ederken, MHK’nin görevi bırakmasının ardında, camiada uzun süredir devam eden güç savaşının etkili olduğu konuşuluyor.
Ve bu lig tescil ediliyor!
Allahı var Trabzonspor’un hakkını teslim edelim. Ama kafalarda soru işaretleri…
Bunların yaşandığı 2021-22 sezonu şaibeli değilmiş, öyle mi?
Türkiye’de futbol ligi itibarı, marka değeri rezil durumda. İtibarsızlaşan onlarca kurum gibi TFF ve MHK de en itibarsız kurumlardan.
Ülke futbolumuzda liyakat ve hukuk çalışmıyor.
Milli Takım 20 yıldır Dünya Kupası’na gidemiyor.
Devletin imza attığı bunca güzel stat ve tesise yazık, çok yazık! Alışılagelmiş düzenleri bozulacak diye ‘‘Spor Yasası’na’’ karşı çıkıp, bu kirli düzene suskun kalan tüm kulüp başkanları, bu rezillikte suçsuz mu?
Kimi iş adamı, kimi tüccar, kimi politikacı. Genelde futbolla ilgileri taraftarlık ve takım sevdalısı boyutunda mı, bu da tartışılır! Futboldan ve futbolcudan anlamıyorlar. Antrenör seçerken, eş dost tavsiyesine kulak veriyorlar.Ya da; siyasi kaygılarla antrenör seçiyorlar.
Çoğunlukla işe adam değil, adama iş buluyorlar. Kendilerinin üzerinde bir güç istemedikleri için; kimseye danışma gereği duymuyorlar ama yolda görüp selam vermeyeceğiniz menajerlerin elinde oyuncak olmuşlar.
Duvara her tosladıklarında hatayı sistemde değil, teknik adamda buluyor ve yeni yeni hatalar yapıyorlar. Şimdi; herkes soruyor.
“Türk futbolu neden başarısız?” Oysa ülkemizde futbola olan ilgi doğru kurgulansa Türk futbolu bambaşka bir yerde olurdu.
Siyasetten tamamen uzak, özerk bir federasyon…
Torpilsiz ve bu işi becerebilecek donanıma sahip bir başkan ve MHK başkanı…
İşte Türk futbolunun kurtuluş reçetesi.
Bu sezon İzmir olarak Süper denen ligde yokları oynadık. Altay ve Göztepe’nin kötü yönetilmesi, maalesef başarısızlık ve yanlış yapılanmalarından dolayı çok zor bir sezon yaşattılar hepimize ancak Türk futbolunda yaşanan bu kaosu da ivedilikle kullanmaları gerekiyor.
İki güzide kulübümüz iç çekişmeleri bir yana bırakıp, hiç vakit kaybetmeden şaibeli olan bu ligde küme düşmenin kaldırılması için var güçleriyle savaşmalılar. Birlikte yol haritası çizmeliler…
Bu durumlarda şehrin bütünleşmesi gerekir.
Geçtiğimiz günlerde İZVAK Başkanı Ali Erten ilk ateşi yakmış, ‘Son günlerde zirveye ulaşan kaos ortamını sonlandıracak adil bir karar alınmalı. Şampiyon olan takımlara hakları elbette teslim edilmeli, ancak bu yıl ligden düşme kaldırılmalı’ demişti.
Çok değerli bir adım ancak sadece taban birlikleri değil, bu şehrin atananları, seçilenleri, Sivil Toplum Örgütleri, öyle bir gürültü çıkarmalılar ki, sesleri “Beştepe”ye kadar ulaşsın…
Bu kadar ucuz olmamalı, İzmir’in büyük markası olan Altay ve Göztepe’yi kurda kuşa yem etmek…
2003 yılında iki takım birlikte küme düştükten sonra İzmir uzun yıllar Süper Lig’de temsil edilmemişti.
İzmirlilerin lobiciliklerle bu ülkede nasıl söz sahibi olduklarını görsünler… Lütfen sayın kulüp yöneticilerimiz birlik olun.
İzmir’in dinamikleri ayağa kalkmalı. Birlikte başarabiliriz.

Mehmet Demirtaş Milliyet Ege

Kerim Küçük.

Günün Yazısı:Büyük Altay’a sahip çıkın!

İzmir kulüpleri için hep güzel şeyler karalamak istiyorum. Ama olmuyor olmuyor… 
Altay gibi Kurtuluş Savaşı’nı başlatan asırlık kulübün uçuruma doğru gittiğini kimse görmüyor mu? Ey Altay camiası, lütfen artık uyanın! 
Geçtiğimiz günlerde Altay Divan Kurulu’nun toplantısı vardı. Buz gibi suratlara kulübün son durumu hakkında bilgi veren Başkan Özgür Ekmekçioğlu ölüm fermanını açıklar gibiymiş. 
Özgür Bey geçen şubat ayında borç rakamını soran üyelere borcun sadece 88 milyon lira olduğunu açıklamıştı. Borç rakamı sezon sonunda ne olur dediklerinde, “1-2 milyon lira artar” diye yanıt vermişti. 
Tam 14 ay sonra aynı Ekmekçioğlu, Divan Kurulu üyelerine son bilançoları sundu; “Altay’ın 80’i bana olmak üzere 356 milyon lira borcu var. FIFA dosyalarının bu kadar büyük sorun olacağını tahmin etmemiştim”
Divanda çıt yok, hatta destek var. 
Çünkü Özgür Ekmekçioğlu’nun yıllarca ikinci başkanlığını yapmış Sabri Sevenoğlu, Divan Kurulu başkanlığında… 
Son bir yılda takım Süper Lig’e çıkmış, ciddi bir gelir kalemi elde etmiş ve üstelik kripto piyasasında 23 milyon liranın da sahibi olmuş. 
Şimdi başkan, “Ben yokum” diyor. 
Peki sayın başkan bu tablo nedir, bir açıklar mısınız? FIFA’da, Avrupa’da en çok dosyası olan kulüp nasıl olundu? Bunun bir izahı olmalı. Bunun açıklaması olmadan koca gemi böyle kolay terk edilmemeli! 
Bu ayın sonunda yapılacak kongre çok önemli bir noktaya gelmiştir. 28 Nisan’daki kongrede göreve gelecek başkanın cebinde FIFA’lık dosyaları kapatması için 150 milyon liralık bir kaynağa ihtiyacı var. 
Tabii burada; Başkan Özgür Ekmekçioğlu’nun alacağına temlik koydurmadığını düşünüyorum. Oyuncu satışları yapılsa dahi Altay’ın gelecek sezon 1. Lig’de kalması çok zor görünüyor. 
Mevcut yönetim ibranın oldu bittiye getirilmesi için kongreyi perşembe günü öğle saatlerine aldı. 
Özgür Başkan’ın son günlerde kulübe yakınlarını alelacele üye yaptığı bilgileri de geliyor. 
Ama burası Altay. Yok öyle! 
O gün her Altay üyesi kongreye gidip kulübüne sahip çıkmalı. Bu kongre Altay tarihinin en önemli kongresi olabilir. 
Ve Özgür Bey de merak edilen sorulara yanıt vermelidir. 
Evet Altay, Özgür Ekmekçioğlu başkanlığında 3. Lig’den Süper Lig’e çıktı ama 5 yılda yapılan 98 transferin, yönetimsizlik yönetimini başarı olarak göstermeye de kalkmasın. 
Herkes genç girişimci İbrahim Akman’ın kulübe sahip çıkmasını istiyor. Akman iyi bir yapılanma olmadan bu göreve talip olmayacağının altını çizdi. Kendisine sonuna kadar da hak veriyorum. 
İbrahim Akman kucaklayıcı olmalı. Hatta adayda olmalı. Altay’ın o ve onun gibi değerli insanlara çok ihtiyacı var.
Son sözüm Mustafa Denizli’ye. Sevgili hocam. Siz istifa edeli neredeyse 3 ay oldu. “Açıklama yapacağım” dediniz ama hala yapmadınız. 
Sizin kişilere kızgınlığınız yüzünden Altay toplam 1 milyon 187 bin lira ceza aldı. 
Stada isminiz verildi, camia sizi çok seviyor. Kusura bakmayın ama bu gecikmeli fesih Altaylılığınıza yakışmadı be hocam. Uzun lafın kısası Büyük Altay el birliğiyle Süper Lig’e veda ediyor. En kısa süre içinde bu büyük camia kenetlenip tekrardan ayağa kalkmak zorunda.

Mehmet Demirtaş Milliyet Ege

Kerim Küçük.

Günüm Yazısı:Koltuklar değil kulüpler parlasın!

İzmir olarak Türkiye’de en çok futbol adamı yetiştiren kentlerden birisiyiz.
Kimi yönetici, kimi antrenör, kimi eski futbolcu. Geleceğe yön verecek, bilgi ve tecrübeleri ile ışık tutacak pek çok isim var.
Ancak; İzmir böyle bir kaynaktan yararlanma konusunda yetersiz. Türk futbolunun en büyük kanayan yarası da sporu sporun içinden gelen insanların yönetememesidir.
Biz de şehrin en zengin iş adamlarından biri başkan olur, arkadaşlarından bir yönetim kurulu oluşturur, önceden tanıdığı bir teknik adamı veya önceden tanıdığı bir menajer vasıtasıyla önerilen teknik adamı takımın başına getirir. Son modamız ise eski bankacıları kulüplerimize CEO olarak atamak.Kulüp yöneticilerinin %90‘ı futboldan hiç anlamaz. Kimi yaşadığı şehirde adını daha çok duyurmak için, kimi siyasette daha üst bir rol üstlenebilmek için, kimi de kuracağı ilişkilerle daha fazla para kazanmak için spor kulüplerine yönetici olur.
Hal böyle olunca bizim ülkemizde işini hakkıyla yapan, hem futboldan hem de ekonomiden, aynı zamanda sporcu ve toplum psikolojisinden anlayıp medya ile iletişimi çok doğru bir şekilde kuran kulüp yöneticileri en fazla %10 civarında olduğu için bu ülkede futbolun neden gelişmediğini, altyapıda niçin başarı sağlanmadığını, uluslararası arenalarda başarı yakalayamadığımızı ve daha birçok olayı şaşkınlıkla karşılamıyorum.
Kulüplerin yönetim kurulu düzenleri aşağı yukarı bellidir. Mesela altyapıdan sorumlu yönetici, kulüp başkanının yakın arkadaşı olması yerine, kendini altyapıya ve genç sporcuların gelişimine adamış bir kişi olması gerekmez mi?
Kulüplerimizin altyapı hocaları da yönetim kurulundaki kişilerin akrabaları veya o takımın eski futbolcuları olmasındansa gerçekten eğitimli kişiler olsa altyapı sorunu biraz daha çözülmüş olmaz mı?
Ülkemizde Spor Bilimleri Fakültesi ve Spor Yöneticiliği adında bir bölüm var. Hatta Türkiye’nin tek Spor Bilimleri Fakültesi, 1993 yılında Eskişehir’de kuruldu. Çok sayıda konusunda uzman olan spor yöneticisi yetiştirildi. Oralardan mezun olan çok değerli spor adamları neden kulüplerimizde kendilerine yer bulamazlar? İzmir ve Türk futbolunun en büyük sorunu amatörce yönetilmesi. Halbuki; elindeki kaynağı iyi değerlendirip, kulübün profesyonel bir anlayış ile yönetilmesi için işin mutfağından yetişen akademisyenlere yer açması en önemli faktör. Bu yapılsaydı belki de kulüplerimiz bu duruma gelmezdi.
Kulüpleri yönetenlerin büyük çoğunluğu iş adamı. Kendi şirketlerinin başına müdür, genel müdür ve yönetici seçerken, bilgi, eğitim ve deneyime değer verenler, kulüp yönetirken aynı hassasiyeti neden göstermiyorlar?
Doğru yönetim tarzını bulmak için elinizin altında yeterli güç var. Doğru akıl üretmek için hala çok geç değil. Bu sezon bizim için büyük eziyet oldu. Kaos ortamından hiçbir zaman çıkamadık.
Gemiyi kurtarmaya çalışmak yerine yolda bırakıp gidenlerimiz oldu. Aklımızı başımıza devşirmenin zamanı gelmiştir umarım.
Bu sezon İzmir bir mucize olmazsa Süper denen lige veda ediyor. Köklü bir futbol kültürüne sahip olan kenti, futboldan soğuttular.Altay ve Göztepe’nin kötü yönetilmesi, futbolcu kalitesinin yetersizliği ve takımın kazanma isteğinin eksik olması ile düşme hattından sıyrılması zor görünüyor.
Aslında; düşmekten daha da kötüsü var. Daha fazla açılıp saçılıp daha büyük bir borçla düşmek. Böyle bir durumda Spor Toto 1. Lig’de de zorlanacaktır kulüpler. Kötünün kötüsünü yaşamamak için, ortak akıl üretmek şart görünüyor.
Göztepe Başkanı Mehmet Sepil ve Altay Başkanı Özgür Ekmekçioğlu, başkanlık koltuğunu bıraktı. Bugüne kadar çok başarılı işlere imza attılar.
Heykelleri dikilecek insanlar, maalesef başarısızlık ve yanlış yapılanmalarından dolayı bugün istenmeyen adam ilan ediliyorlar.
Başkanlık koltuğu için birçok isim konuşuluyor, yazılıyor, çiziliyor. Lütfen giderayak kulüplerinize son bir iyilik yapın ve yukarıda yazmış olduğum gibi kulüplerinizi sporun içinden gelen ve spor yöneticiliği kavramını bilen, işinin ehli ve de en önemlisi kendi koltuğunu değil kulüpleri parlatan insanlara teslim etmenin zeminini hazırlayın. Bunu İzmir’e, İzmirlilere borçlusunuz!

Mehmet Demirtaş Milliyet Ege

Kerim Küçük.

Günüm Yazısı:Türk futbolunda Lale Devri bitiyor!

Geçtiğimiz hafta, her alanda dibe vuran Türk futbolu için devrim niteliğinde bir adım atıldı. “Spor yasası teklifi” üç bakanlığın komisyonunda kabul edildi.
İnşallah uygulanır ve arkasında durulur da, kulüplerine sevdalı olduklarını söyleyerek, hem şöhret hem de para kazanan başkanların ve yöneticilerin, ne kadar dürüst olduklarını hep birlikte görürüz!
En önemlisi spor kulüpleri, dernek statüsünden çıkarılacak, anonim şirket vasfı kazanacak ve “denk bütçe” sistemine göre yönetilecekler.
Hesap verecekler! Denetlenecekler!Kulübe başkan oldun, kendine araba, şoför, telefon tahsis edeceksin, faturayı da kulübe göndereceksin. Bu düzenlemelerden sonra, bunlar olamayacak.
Spor kulübü ve spor anonim şirketi başkan ve yönetim kurulu üyeleri ile yöneticileri, mevzuat, tüzük ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kasıt veya ihmalle ihlal ettikleri takdirde kulüp, şirket, pay sahipleri ve alacaklılara karşı verdikleri zararlardan sorumlu olacaklar. Yani, kulübü borçlandırdıktan sonra, “Hadi bana eyvallah” diyerek çekip gitme dönemi son bulmuş durumda.
Yani ‘Spor Yasası’ ile Lale Devri bitiyor! Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!
Federasyonlarda da radikal değişimler söz konusu. Yönetim kurulu üyeleri, genel kurul tarafından seçilen federasyon başkanı dahil 11 asıl ve 11 yedek üyeden oluşacak. Kurulun en az iki asıl üyesinin, ilgili spor dalında, örneğin boks branşında olimpiyat, paralimpik oyunları ile büyükler dünya veya Avrupa şampiyonaları ya da kupalarında milli olan ve en az bir yıl önce faal sporculuğu bırakmış sporcuların olması zorunlu olacak. Bence çok önemli bir düzenleme.
Örneğin güreşte Kerem Kamal, faal sporculuğu noktaladıktan bir yıl sonra federasyonda başkan olarak da yönetici olarak da görev alabilecek.
Bu arada Macaristan’da düzenlenen Avrupa Güreş Şampiyonası’nda Milli sporcumuz Kerem Kamal, grekoromen stil 60 kg finalinde rakibini yenerek altın madalya kazandı. Gurur duyduk, tebrikler gönlü, yüreği güzel kardeşim…
Bu “spor yasası teklifi” yeni haliyle uygulanır ve kılıf uydurulmazsa, bana göre sporda bir milat olarak tarihe geçer.Yasa bir bütün olarak ele alınınca, camiaların sorunlarına yönelik pek çok olayı içine alan, kapsamlı bir durumdur. Yürürlüğe adım atmasının ardından, ortaya çıkacak sorunlar ve adaptasyon süreci de yaşanabilir. Bunun için gerekli tedbirleri bugünden almakta fayda var.
BUGÜNÜ DEĞİL, GELECEĞİ DÜŞÜN
Futbol geçmişimizde en başarısız sezonu yaşıyoruz. Göztepe ve de Altay sportif anlamda dibe vurmuş.
Hesap kitap ortada.
Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz…
Ligin bitimine 7 hafta kalmış. Oynanacak 7 maç var. Ancak İzmir’in iki güzide takımı havlu atmış durumda.
Büyük bir mucize olmazsa Süper denen lige el ele veda edeceğiz.
Bugünü unutup, geleceğin planlarını yapmak zorundayız.
Statlarımız tamam. Artık tesisleşmeye, kurumsallaşmaya daha fazla önem vermeliyiz.
Öz kaynaktan oyuncu üretemeyen bu kulüpler, her sene transfer yapıp hiçbir başarı gösteremiyor. Altyapıyı sağlam tutup, kaleleri birer birer geri almak zorundayız. Küme düştük, bir kez daha düşebiliriz.Önemli olan düştüğümüz yerden zamanı geldiğinde yeniden ayağa kalkabilmektir.
İyi ve doğru transferler yapıldığında takım başarılı olur. Yanlış transferlerde başarısızlık kaçınılmazdır. Olayın bir de kulüp, yani yönetim boyutu var. Yönetim, kulübü bir kurum gibi yönetmeli.
Bu konuda ciddi eksikler vardı.
Kulüplerin dibe vurmasının nedeni bu.
Göztepe ve Altay’ın düşüşünde bu kentte yerleşik olan saçma sapan zihniyetin katkısı da çoktur. Seçilmiş ve atanmışların kente hizmet konusunda ortak paydada buluşamaması ve inatlaşmaları kente olduğu kadar ortak sevdamız İzmir kulüplerine de zarar veriyor.
Bu anlamsız siyasi inatlaşma bitmeden, İzmir kulüplerinin sorunları bitmeyecektir.

Mehmet Demirtaş Milliyet Ege Gazetesi

Kerim Küçük.

Günüm Yazısı:İZVAK’a ne yakışır?

İzmir Spor Kulüpleri Vakfı (İZVAK) hafta içinde bir açıklama yayınladı.
Açıklamanın başlığı, “İzmir’e vefa yakışır”…
Açıklamada, Göztepe ve Altay’ın bu sezon yaşadığı talihsizliklerden dem vurularak iki güzide kulübümüzün Süper Lig’de kalma mücadelesi verdiği şu günlerde birlik ve beraberlik içinde hareket edilmesi gerektiği anlatılmış. İki kulübün yönetici ve başkanlarının üzerine baskı kurulmaması, geçmişteki başarıların hatırına fedakârca çalışan başkan ve yönetimlere haksızlık edilmemesi gerektiği ifade edilmiş.
Ne zaman bir açıklamada “birlik ve beraberlik” vurgusu yapılsa aklıma 12 Eylül faşist darbesinin mimarı diktatör Kenan Evren gelir, tüylerim diken diken olur. O karanlık günlerde on binlerce genç işkenceden geçirilirken bu hazret de hep aynı söylemi kullanırdı.
Otoriter rejimlerde ‘gaz odaları’ vardır, demokrasilerde gaz alma yöntemleri. Diktatörler muhalif sesleri susturmak için ‘gaz odalarını’ kullanırlar. Kendilerine karşı olan tüm sesleri böylece bertaraf ederler, korku salarak sustururlar.
Demokrasilerde ise gaz alma yöntemleri devreye girer. Bunlar özeleştiri, şeffaflık, hesap verme, sorumluluk alma, eleştiriye hoşgörü ile yaklaşma gibi yöntemlerdir. Bir sorumluluk aldığınızda, bir göreve talip olduğunuzda muhalif sesleri ‘gaz odaları’na gönderemezsiniz. Sizi eleştirenlerin gazını almak için onları dinlersiniz, eleştirilere kulak verirsiniz.
Gelelim sadede…
İZVAK’ın açıklaması bu açıdan bakınca çok talihsiz gözüküyor.Başarısız olan Altay ve Göztepe yöneticilerinin özeleştiri yapması camialarına olan yükümlülüğüdür. Ayrıca vefa borcu gelecekte ödenir, icra makamında bulunanlara vefa borcu olmaz. İcra makamları övgüyü de yergiyi de aynı olgunlukla karşılamak durumundadır. Demokrasi kültürü bunu gerektirir.
Göztepe ve Altay sevdalıları, bu renklere gönül verenler sitemlerini kime yapacak? Eleştiri yapanları ‘vefasız’ diye mi yaftalayacağız?
İZVAK durumdan vazife çıkarmak yerine asli görevini yapsın. Mesela İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin İzmir’in asırlık kulüplerine yaptığı yıllık 30 milyon liralık yardımı hakkaniyet içinde dağıtsın, bunu da şeffaf bir şekilde kamuoyuna açıklasın.
İZVAK’ın görevi Mehmet Sepil ve Özgür Ekmekçioğlu’nun avukatlığını yapmak değil, asırlık camiaların yedi emini olarak her kulübe eşit mesafede durmaktır.
Ayrıca İZVAK sadece kulüp yöneticilerinin değil, İzmir kulüplerinin tüm paydaşlarının da vakfıdır. Taraftarların ve camiaların da sesine kulak vermelidir.
Son sözüm de Göztepe ve Altay yöneticilerine; İzmir spor basınından neden kaçıyorsunuz? Tam da camialarınızı bilgilendirmeniz gereken bu dönemde neden üç maymunu oynuyorsunuz? Yapın bir basın toplantısı anlatın yaşadığınız sıkıntıları, yapın özeleştirinizi. Camialarınız, taraftarlarınız sizden bunu bekliyor.
Unutmayın, basın kuruluşları sadece başarılarınızın haberini yapmak için yok.

Murat Atilla İz Gazete

Kerim Küçük.

Günüm Yazısı:Türk futbolu tarihsel süreçte!

Ülkemizin en popüler sporu olan futbolda son yıllarda en çok hakemler ve verdikleri kararlardan bahseder olduk.
Taktik, teknik analizler bir yana dursun, antrenörlerin başarısı rafa kaldırılsın, dillerde hakemlerin tutumları öne çıktı.
Medyada ‘‘hakem eleştirmenliği’’ adı altında yeni bir mecra türedi.
“Bu hafta şu maçta futbolun hangi kısmını izledik?” düşüncesinin yerine görüntüler üzerinden pozisyonları yüzlerce kez tartıştık. Bunlara harcanan mesai ve zamanı, verilen emeği, maç sonu açıklamalarındaki hassasiyeti altyapı ve futbolcu yetiştirme üzerine yoğunlaştıramadık.
Türk futbolu, kendi içerisinde pek çok kırılma anı yaşamıştır, yaşamaya da devam etmektedir. Bunun en son örneği, 8 Mart günü Merkez Hakem Kurulu’nun Cüneyt Çakır, Ali Palabıyık, Abdulkadir Bitigen, Fırat Aydınus, Bahattin Şimşek, Burak Şeker, Suat Arslanboğa, Hüseyin Göçek, Mert Güzenge, Tugay Kaan Numanoğlu, Alper Ulusoy ve Halis Özkahya’yı Süper Lig hakem listesinden çıkarması ve de Tahkim Kurulu’nun kararı iptal edip yeniden düdükleri hakemlerin boynuna asmasıdır.
Kimileri bu karara masumca yaklaşmayıp kendi başarısızlığına kılıf uydurdu. Kimisi itiraz etti. Kimisi anlam veremedi.
Olaya İzmir futbolu açısından bakalım. Altay ve Göztepe bu sezon lige tutunma savaşımı veriyor.
Elbette diğer camialar gibi onların da verilmeyen penaltıları, sayılmayan golleri ve adaletsizlik vardı. Peki görevden al-göreve döndür düzeni sonrası biz maçlara hangi gözle bakacağız?
Hakemlere güven azalmıştı. Peki şimdi o güven sağlanacak mı? Madalyonun diğer yüzüne gelelim. Bu hakem yanlışları yalnızca Süper Lig’de mi kendisini gösteriyor? Geçen haftalarda Bucaspor 1928, geride bıraktığımız cumartesi Karşıyaka attıkları gollerin saçma bir şekilde iptal edilmesiyle yanıp tutuşurken, sadece tek platforma bakmam adaleti sağlar mı? Ki zaten Türk futbolu çocuk oyuncağı haline getirildi.
‘Bu hakemlerin hepsi şaibeli’ demek belki ağır olabilir ama olayın iç yüzünü bilmiyoruz. Bizi aydınlatacak, yüreklere su serpecek bir kişi yok.
Ayrıca, bu bahsi geçen hakemler dışında görevden alınması gereken başka hakemlerin ve yöneticilerin olduğu aşikar bence.
Ülkemiz futbolunda hakemler eliyle özellikle bu sezon çok ciddi ayarlar çekildi.
Şehre, partilere, kişilere bağlı olarak kaderler tayin edildi.
Bu işin peşi asla bırakılmamalıdır. Çünkü Türk futbolunun iki büyük gücü MHK ve Tahkim Kurulu’nun ayrı düşmesi, farklı iki karara varması çok da masum değildir.
Kısaca Türk futbolu için kötü günler geride kaldı. Çok şükür sırada daha kötü günler var..

Mehmet Demirtaş Milliyet Ege Spor Müdürü

Kerim Küçük.